Ana içeriğe atla

Hakarete uğrayan cenazeler, kanibalizm ve insanlığın lime lime edilip kanının içildiği yeni dünya parçası olarak Kürdistan


Hakarete rayan cenazeler, kanibalizm ve insanlığın 

lime lime edilip kanının içildiği yeni dünya parçası olarak Kürdistan


HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, Kürdistan’da katledilip ortalıkta bırakılan insanların cenazeleriyle ilgili olarak  ‘nerede görülmüş bu, tarihte var mı insanların cenazelerinin sokak ortasında bekletilmeleri?’ mealinde birşeyler söyledi.  

Selahattin Demirtaş ta çok iyi biliyor ki, tarih bu örneklerle dolup taşar ve devlet insan yer, iktidar vahşetle büyür, devlet örgütlü yamyamdır.

Agresif kanibalizm (agresif insan yeme) 

Insanın düşmanını yeme, fizikî egemenliğin ekstrem bir formudur. Müdahaleci yakınlaşma (bu ifadeyi saldırı veya işgal olarak da okuyabilirsiniz) tarih boyunca toplumlarda ağır bir hakaret olarak algılanagelmiştir ve cevaplar arasında en agresif formlardan birisi müdahaleciyi (işgalci) yemek biçimindedir. Müdahale sertleştikçe agresif kanibalizmin dozu da artar. Aşağıda misallerini veriyorum. Burada insan insanın kurdu olmaktan – homo homini lupus – yani rakibini parçalamak, yok etmek eyleminden daha ileri bir sahnededir ve parçaladığını yutmakta ve sindirip içinde eritmektedir. Düşmandan geriye kalan ise sadece dışkı malzemesidir. Hiçleştirmenin bir vechesi olarak okuyorum. 
Kabile geleneği olarak insan yeme eylemi anlamsız bir şiddet eylemi değildir. Bazı kabilelerde bu eylem bir matem ve cenaze töreni yerine geçer. Brezilya’daki Wari kabilesinde cenaze merasimlerini araştıran Amerikalı anthropolog Beth Conklin, 1960 senesinde Brezilya hükûmeti müdahale edene kadar bu kabilenin kendi cenazelerine karşı bir tür hürmet yamyamlığı - reverential cannibalism, sergilediklerini yazar. Burada yamyamlığın bir zevk aracı değil bir itikadî uygulama ve vazife olduğunu görmek gerekir. Bazı durumlarda, birkaç günlük cenazeleri bile yiyen kimi kabile üyelerinin, ceset çürümeye yüz tuttugu için zehirlendikleri rapor edilmiştir. Bu ise hürmetsizlikten sayılır yani esas olan taze cesedi yemek olup çürümeye yüz tutmuş cesedi yemeye çalışmak ölüye saygısızlıktandır ve kabile içinde de hoş karşılanmamaktadır. Buna rağmen yemeye çalışanlar taze ölüye yetisemeyenlerdir; mesela ava çıkmış olanlar vs. Yemedikleri takdirde günaha gireceklerine ve kötü ruhlar tarafından cezalandırılacaklarına inanırlar. Gayretkeşlikleri bundandır.  



Peki bu düşmanını yeme dürtüsünün sebebi nedir? 

Kısacanın da kısası Biz ve Onlar (ötekiler) çelişkisinin en derînleşmiş hâli ve somut sahnelenişidir. Fransız seyyah ve maceracı André Thevet Brezilya Tupinamba’da 1567’deki gözlemlerini anlatır: 

         Her daim ölümcül düşmanları vardı. Akrabalarınızı / ebeveyninizi yediğimiz gibi sizleri de yiyeceğiz, birçok diğer tehdit unsuru gibi… Anlaşılıyor ki, bu vahşî insanların birbirleri için uygun gördükleri en büyük intikam birbirlerini (düşmanlarını) yemekti. 
Birbirlerini yiyorlar deyiminin çok derinlerde bir yerlerde karşılığı var… 

17. asırda Kanada’da yaşayan Iroqui’ler Avrupalı misyonerler tarafından gözlendiler. Kültürel tarih araştırmacısı Peggy Reeves Sanday Iroqui usûlü insan yeme ritüelinin kozmik anlamına vurgu yapmaktadır. Bunun anlamı işkence çilesinin uzatılmasıdır! Burada kurbanın dayanma gücü ve cesareti sınanır. Bu işkence sırasında lime lime doğramalar ve yakmalar önemli bir yer tutar. Bütün bunları yapan işkenceci aynı zamanda kurbanına karşı hürmetkâr, nazik ve hattâ nüktedan olmalıdır. Işkenceyi uygulayan kişi işkenceye maruz kalan kişiden bu sürece (işkence) anlam vermesini de bekler zira bu bir direniş anlamı da taşıyacağından güneş tanrısı buna şahadet edecektir. Direnişini beğenirse onu yanına alır. 

19. asrın başlarında Fiji adalarındaki kanibalizmi (yamyamlık) çalışan Avrupalı araştırmacılar düşmanın bu biçimde tüketilmesi ile bu insanların dînî inançları arasında bir bağ olduğunu gözlemlediler. Ölü bir insanın ruhunun 4 gün boyunca bedende kaldığına ve eğer bu süre içinde bu ceset yenirse ruhlar âlemine yükselişin hızlanacağına ve orada iyi bir konum edinileceğine inanılıyordu. Ama esas önemli nokta ruhlar âleminde bu sayede elde edilecek prestij ve iktidar gücüydü. Bu iktidar seviyesi sizi düşmanlarınıza karşı muzaffer kılıyordu.  

Yeni Dünya’da yamyamlık daha sistemli bir biçimde uygulanıyordu. 1750’lere kadar insan etinin, yağının, kemiklerinin ve husûsen de kanının (sıcak içildiğı takdirde) çok faideli olduğuna dair yaygın bir inanış vardı. Hekîmler bunu tavsiye ediyorlardı, bir gençleşme ve ölümsüzlük ve dahi iktidar aracı olarak. Bunun savunucuları ve uygulayıcıları arasında Francis Bacon, Robert Boyle ve Charles II gibi yüksek konumlu insanları buluyoruz. 16. Yüzyılın başlarında protestanlar ve katholikler birbirlerini yamyam olmakla ve birbirlerinin kanlarını içmekle suçluyorlardı. Tarihçi Frank Lestringant 1580’lerde, bir Fransız protestanın, katholikler tarafından bütün iç organları çıkarılmak suretiyle öldürüldüğünü ve bu eylemi gerçekleştirenlerin bu organları adamın kanına karıştırarak yediklerini belirtir. Kalbi paarçalara ayrılıyor, kızatılıyor ve törenin en sonunda yeniyor.

Tarihçi Piero Camporesi 1988’de Italya’da erken feodal dönemde feodal beylerin bir köylünün barsaklarını canlı canlı çıkardıklarını ve bu eylemin bir bölümünün ısıra ısıra gerçekleştirildiğini anlatıyor. Bir başka örnekte, bir adam önce işkenceye tâbî tutuluyor ve sonra barsakları dışarı çıkarılıyor. Işkenceciler bilahare barsaklarını canlı canlı kemiriyorlar ve küçük parçalara ayırıyorlar ve bu parçaları kurbanın iç yağına banarak yiyorlar. Sonra da geri kalan yağı hekîmlere ve eczacılara para karşılığı satıyorlar. Yazar bu uygulamanın o dönemde yaygın olduğunu ifade ediyor. Dönemin hekîmleri insan iç yağının sinir sistemi hastalıklarına iyi geldiğini düşünmektedirler. Yamyamlık tıbbı diyebiliyoruz. Insan insanın ilacı oluyor!  

Sifalı yamyamlık diye uyarlayabileceğimiz - Le cannibalisme médicinal, bir yamyamlık türü Avrupa ve dünya aristokrasisinde yaygındı: Queen Mary ve amcası kral Charles II örneğini buraya alıyorum. Bu ikisi, ölüm döşeğinde bulunan insanlarèn ölümlerinden az evvel kafataslarını kırıp önce kanını içiyorlar sonra da kurbanın beynini yiyorlardı. Bu kanlı ritüelin ardından ensestüel bir ilişkiye giriliyordu. Bu iddiaların sahibi  Dr Sugg’dur.
Bilgi notu: Bugün Bloody Mary adıyla bilinen bir alkollü içki kokteylinin ismi Queen Mary’nin bu özelliğinden kaynaklanmaktadır; Kanlı Mary.


Dr Sugg kitabında bu pratiğin Avrupa zenginleri arasında yaygın olduğunu anlatır. Bu mutfaklarda, insan kanı, insan iç yağı, kemikler, beyin ve insan derisi bulunuyor ve bunlarda çeşitli restauration’lar üretiliyordu. Uzman aşçılar olduğunu anlıyoruz.

Durham üniversitesi öğretim üyelerinden Dr Richard Sugg’a göre, ölü askerlerin kafaiçi muhtevalarından elde edilen köpüklü sıvı (kana karışmış beyin-omurilik sıvısı) burun kanamalarına karşı ilaç olarak kullanılıyordu.

Charles I ve Charles II kendi bedenlerini de ilaç olsun diye tıbbın emrine veriyorlar ve her ikisinin de bütün parçaları sarayda kullanılan ilaçlar arasında.

Bazı  isimler yazıyorum: Charles I, Charles II, François I, Elizabeth I’in cerrahı John Banister, Elizabeth Grey, Kent kontesi, Robert Boyle, Thomas Willis, William III, Queen Mary.

Hep ve her zaman insanın insana iktidar dayatmasıyla karşı karşıyayız. Çok ciddî bir meseledir ve hiç değişmedi. O hâlde bu davranışı bir tabu yıkma olarak mı görmek gerekiyor? Tabu zaten yoktu ki, egemenlerin, halk ve zayıflar için yarattığı bir korku âletiydi ve hâlâ öyledir. Savcılar, hâkimler, devlet adamları ve askerler tabu yıkamazlar aksine tabu yaratırlar. Devlet tabular tapınağı oluyor. 

Çin’de, kültür devrimi sırasında dahi yamyamlık var. Wuxuan kentindeki bir okulda talebeler hocalarına karşı başkaldırırlar ve hocayı sınıf düşmanlığı yaptığı gerekçesiyle öldürene kadar ısıra ısıra parçalarlar. Bir başka hoca çağırılır ve ondan Shufang isimli bu hocanın karaciğerini çıkarması istenir ve bu ciğer okul mutafağında dilimlenerek pişirilir ve talebeler tarafından yenir. Bir başka örnekte genç bir adam, babasının toprak ağası olması nedeniyle işkenceye alınır. Işkenceciler midesini yararlar ve sonra karaciğerini çıkarırlar, köylülerle birlikte devrim kutlamaları çerçevesinde ciğeri yerler. Çin’de o yıllarda buna benzer 10.0000 kadar vak’ânın rapor edildiği belirtiliyor. Bunlardan 1000 kadarı diri diri yenmiştir. Bu vak’âlarda şiddet eyleminin siyasî boyutu olduğu kadar dînî bir kültürün de izleri vardır. Insan yemek dînlerin yazılı olmayan prensipleri arasında önemli ve etkili bir yere sahiptir; iktidarı pekiştirme temelinde ele almak gerekir. Çin’deki kurbanların çoğunluğu ergen erkeklerdir. Kastrasyonu ekliyoruz.  

Irak’taki ABD katliamlarını, McCall yamyamlıkla kıyaslamaktadır. ABD halkı bu katliamlara karşı kayıtsız kalmak suretiyle yamyamlar sofrasından pay alma eylemini zımnen kabul etmiş oluyor. Yukarıda bahsettiğimiz kanibalizmlerde bir onur, ve kurbanın cesaretine bir saygı vardı. McCall’a göre, sonuncu (Irak) örneğin insana karşı hürmetsizlik içerdiğini ve kör bir amacı olduğunu söylüyor. ABD Irak’taki insanları demokrasiyle tanıştırma! iddiasıyla gitti ve yalan söyledi oysa Iroqui’ler düşmanlarını yemeye karar verdiklerinde onlara sizi daha iyi yaşatacağız demiyorlardı bilakis düşmanları başlarına gelecek herşeyden haberdârdı. Yazar bunu onurlu buluyor. ABD’ninki ise çok onursuzdur, yamyamlığın en amaçsız, en başıboş ve en rezil hâli. Bu yönüyle ABD ilkel bir kabilenin prensiplerinin gerisine düşmüş ve yamyamlığını sadece basit ve kaba bir zevk enstrümanına dönüştürmüştür.  Oradan ilkel komünal değerlere doğru gitmesi bekleniyor şimdi.  


Abuse of Corpse – Cenazeyi taciz ve istismar konusu
Yahudî, Hristiyan ve Islâm inancında bir mevta derhâl, hiç geciktirilmeden defnedilmelidir!

         Inançlarına bakılacak olursa cenaze hemen defnedilecek. Bilerek ve isteyerek ortada bırakılıyorsa nasıl bir hüküm verilecek? Verin işte hükmünüzü! 
         Bu konuyu tafsilatlı bir biçimde yazalım o zaman. 


2927.01 Abuse of a corpse. 
(A) No person, except as authorized by law, shall treat a human corpse in a way that the person knows would outrage reasonable family sensibilities.  
Kanunla yetkilendirilmiş olanlar hariç hiç kimse bir insan kadavrası üzerinde, makul aile hassasiyetlerini rencide edecek biçimde işlem yapamaz. 
(B) No person, except as authorized by law, shall treat a human corpse in a way that would outrage reasonable community sensibilities.  
Kanunla yetkilendirilmiş olanlar hariç hiç kimse bir insan kadavrası üzerinde, kamu hassasiyetlerini rencide edecek biçimde işlem yapamaz. 
(C) Whoever violates division (A) of this section is guilty of abuse of a corpse, a misdemeanor of the second degree. Whoever violates division (B) of this section is guilty of gross abuse of a corpse, a felony of the fifth degree.  

Her kim A maddesini ihlâl ederse o kişi cenazeyi taciz suçunu işlemiş olmakla ikinci dereceden suçlu olur. B maddesini ihlâl eden kişi cenazeye kaba tacizden beşinci derece suç işlemiş olur. 
Effective Date: 07-01-1996  

2014 Oklahoma Statutes 
Title 21. Crimes and Punishments 
§21-1161.1. Desecration of a human corpse - Penalty - Prosecution with other offenses - Definition. 
Universal Citation: 21 OK Stat § 21-1161.1 (2014)  
A. It is unlawful for any person to knowingly and willfully desecrate a human corpse for any purpose of: 
1. Tampering with the evidence of a crime; 
2. Camouflaging the death of human being; 
3. Disposing of a dead body; 
4. Impeding or prohibiting the detection, investigation or prosecution of a crime; 
5. Altering, inhibiting or concealing the identification of a dead body, a crime victim, or a criminal offender; or 
6. Disrupting, prohibiting or interfering with any law enforcement agency or the Office of the State Medical Examiner in detecting, investigating, examining, determining, identifying or processing a dead body, cause of death, the scene where a dead body is found, or any forensic examination or investigation relating to a dead body or a crime. 
B. Upon conviction, the violator of any provision of this section shall be guilty of a felony punishable by imprisonment in the custody of the Department of Corrections for a term not more than seven (7) years, by a fine not exceeding Eight Thousand Dollars (ş8,000.00), or by both such fine and imprisonment. 
Added by Laws 2008, c. 438, § 6, eff. July 1, 2008. 
Oklahoma yasasında suçlar cew cezalar bahsinde cenazeye karşı işlenen suçlar ve cezaları anlatılıyor. Buna göre;

A.              Herhangi bir kişinin bilerek ve isteyerek aşağıda belirtilen herhangi bir amaç için bir insan cesedine saygısızlık etmesi yasadışıdır: 
1.      bir suçun kanıtının çarpıtılması / saptırılması; 
2.      insanın ölümünün kamufle edilmesi; 
3.      bir cesedin elimine edilmesi (ortadan kaldırılması) 
4.       
bir suçun tesbitinin, soruşturulmasının ve kovuşturulmasının yasaklama ya da engelleme amaçlı; 
5.      Bir suç kurbanının veya bir suçlunun teşhis edilmesini bozmak, değiştirmek veya gizlemek amaçlı… 
B maddesinde bu suçu işleyenlerin 7 yıla kadar hapis, 8000 ABD dolları para cezası veya her iki cezaya birden çarptırılabileceği belirtiliyor.  

Florida eyaletinde ise bu ceza 15 yıl hapse kadar çıkarken, suçun ağırlığına göre 1000-15.000 ABD dolları arasında para cezası ödemeye mahkûm ediliyor. 

Tarihte desacration’ın – cenazeye saygısızlık, sayısız örneği var, birkaçını alıyorum; 
 
Hristiyanlık Roma’ya hâkim olduğu günden itibaren Pagan mabedlerini ve mezarlarını darmadağın etti. Roma’nın kendisine yaptıklarını fazlasıyla iade etti. Tours’lu Martin, Galya’nın bütün kutsal mekânlarını yakıp yıktı. Ortadoğu, Anadolu ve Mozopotamya’daki Pagan mabed ve mezarları da bundan nasibini aldı. Karthaca patriği Theophilos Iskenderiyye’deki mabedleri kendi elleriyle yıktı. Mısır’daki Pagan mezarları tersine çevrildi. Mısır keşişlerinin lideri yıkımlarda kendisine mabedlerini yıkmaması için yalvaran Pagan mü’mînlere hitaben:  

Tanrılarınızı barışçıl bir biçimde ortadan kaldırıyorum, içlerinde Mesih olan mabedler için böyle bir sorun yok diyerek Paganlar’la kafa buluyordu. 

Altarlar eskiden Pagan inancına hizmet ederken artık Isa Mesih’in emrine giriyorlardı.

Fatih Mehmed II’nin cenazesi günlerce ortada kaldı, iktidar mücadelesine âlet edildi.  

1793 yılının ağustos ayında Saint-Denis kathedralinde bulunan kral mezarları meclis kararıyla, aritokrasinin ve feodalite sembolleri oldukları gerekçesiyle imhâ edildiler. 31 temmuz 1793’de, Barère 10 ağustos’taki Tuileries’nin alınması kutlamalarında kullanılmak üzere kral tabutlarındaki kurşunların çıkarılması bahanesiyle bir teklifte buulundu.  Ertesi gün, 1 ağustos 1793’te çıkarılan bir kararname ile Saint-Denis kilisesinde ve diğer yerlerde medfun kralların ve maiyetlerinin mezarlarının 10 ağustos günü imha edilmesine karar verildi.  

Iki ay sonra 14 ekim 1793 tarihinde Bourbonlar’a ait tonozlar açılmaya başlandı. Işçiler Henri IV’ün ikinci eşi Marie de Médici’nin kurşun tabutunu açtıklarında cesedin çamurlu bir karışımın içinde yüzdüğünü gördüler. Tamamen talan ettiler. Sonra Anne d'Autriche’in mavsoleum’u açıldı. Aynı mezardan Saint-François’nın elbiseleri de çıktı. Sıra Louis XIII ve Louis XIV’ün mezarlarına geldi. Bu arada sayısız Merovenj ve Karolenj krallarının ve yakınlarının da mezarları açılarak cesetler topluca bir çukura gömüldüler 

Seconde Restauration (1815 - 1830) döneminde Louis XVIII kardeşi Louis XVI ve Marie-Antoinette’in mezarlarını Madeleine mezarlığında araştırdı ve cesetlerini yeniden Saint-Denis kilisesine gömdürdü.  

Ölülere yapılan zulüm ünlü ozan François Villon’un La Ballade des Pendues – Asılmısların Baladı – isimli siirinde müdhis bir biçimde tasvir edilmistir.

Sofoklis’in şaheseri Antigone’da, Antigone’un erkek kardeşleri Eteoklis ve Polyneikis Thebai tahtı için birbilerini öldürürler. Yeni kral Kreon sadece Eteoklis’in defnedilmesine ve terorist ve vatan haini olarak nitelendirdiği Polyneikis’in gömülmemesine karar verir. Kreon yayınladığı fermanda her kim o haini gömmeye cür‘et ederse ölüm cezasına çarptırılacaktır der. Kimse bu yasağa meydan okumaya cesaret edemez, Polyneikis’in cesedi leş yiyen hayvanlara ve çürümesi için sıcağa bırakıldı. Sadece, Oedipe’in kızı olan Antigone bu durumu kabullenmez, insana hakaret olarak görür ve onun da dualarla gerektiği şekilde gömülmesini ister. Amcası Kreon’un yasağına rağmen birçok defa kardeşinin cesedinin yanına gider ve üstünü toprakla örtmeye kalkışır. Kız kardeşi Ismene’nin onun bu kararından bilgisi vardır ama öldürülmekten korktuğu için onu takip etmek istemez. Antigone kralın korumaları tarafından suçüstü yakalanır. Kreon, Antigone için ölüm hükmü vermek zorundadır. Yaşamın amacı üzerine amcasıyla yaptığı uzun tartışma sonrasında canlı canlı gömülür. Mezarın kapatılması sırasında Kreon’un oğlu, Antigone’un nişanlısı olan Haimon’un da onunla birlikte gömüldüğü öğrenilir. Mezar yeniden açıldığında Antigone kemeriyle boğulmuş vaziyettedir, Haimon da küçümseyen, meydan okuyan bir tavırla babasının yüzüne tükürür ve kılıcıyla karnını yararak intihar eder. Haberi öğrenen Haimon’un annesi Eurydiki, çok sevdiği oğlunu kaybetmenin verdiği umutsuzluk ve acıyla boğazını keser...  

Tragedya budur. Erkek egemen gelenek bunu örgütleyen besiyeridir. Kreon’un yaratmak istedigi Kürdistan budur. 



Insanoğlunun ölümünü takiben cenazesinin ne yapılacağına dair farklı ınançların farklı görüşleri vardır. Tek ilahlı dînlerin üçünde de ölülerin toprağa verilmesi esastır.
           
         Yahya bin Damrah As-Sa'dî’den rivayetle:  Medine’de hocalık yapan Ubai bin Ka'b’dan işittim: ölüm Hz. Âdem’e yaklaştığında oğullarına, oğullarım canım cennetin meyvalarını çekti dedi. Hepsi birden bunu aramaya gittiler. Yolda meleklerle karşılaştılar. Oğulları, Âdem’in kefenini ve mukaddes yağları taşıyorlar ve ölçüm ve kazı malzemelerini arıyorlardı. Melekler onlara sordu: ey Âdem’in oğulları, nereye gidersiniz ve ne ararsınız? Oğullar cevaben: babamız hastadır ve cennetin meyvalarını özlediğini bize söyledi. Melekler dediler: Evinize geri dönün, babanız ölüm döşeğindedir. Melekler Âdem’e geldiler ve Hawwa onları tanıdı ve Âdem’e sarıldı. Âdem dedi: Benden uzaklaş, Ben Sen’den evvel doğdum. Beni, kadir olan Rabbımın melekleriyle başbaşa bırak. Melekler Âdem’in ruhunu aldılar, bedenini yıkadılar ve onu kefenleyip güzel kokularla meshettiler. Bilahare bir mezar kazdılar, dualarını ettiler, onu mezara koydular ve üzerini toprakla örttüler. Sonra dediler: Ey Âdem’in oğulları! Bu, sizin cenazeyi defin geleneğiniz olacak 

Ata Horasanî’ye göre Âdem’in ölümünden sonra bütün mahlûkat 1 hafta boyunca gözyaşı döktü ve matem yaptı.  
 
İkinci (anlatım), ve birinciyle çelisen bilgi

Maide 30-31: Bunun üzerine nefsi kendine kardeşini öldürmeyi kolay gösterdi, tuttu onu öldürdü, artık hüsrana düşenlerden olmuştu. Derken Allah bir karga gönderdi, yeri deşiyordu ki ona kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstersin, eyvah, dedi: şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim ha! Artık pişmanlığa düşenlerden olmuştu.  

Kardeşi Habil’i öldüren Kabil’in hikâyesidir bu. Tek ilâhlı dînlerin inancına gore dünya üzerinde cinayete kurban giden ilk insan Âdem’in oğlu Habil’dir ve kardeşi Kabil tarafından öldürülmüştür. Habil’in kıskançlık ve hasetin kurbanı olduğuna inanılır.  

Eskiler dünya üzerindeki bütün fitnelerin temelinde 3 Z’yi görmek isterler: Zan (zen kadın), Zar (para) Zamin (zemin toprak).

Yahudîlik bu konuda çok hassastır, cenaze derhâl, en âcil bir biçimde defnedilmelidir. Islâm’da da bu iş aceledir. 


Kürdistan’da çürümeye terkedilen cenazeler ve reis-i cumhur Kreon

Kreon isminin etimolojik kökeni: 

Efendi, mastoras, kudretli ve kuvvetli olan anlamında bir isim.   
Yunanca "Kreon", (
Κρεων) Thebai kralı. "Kreion" ("Κρειων") isimli destandan mülhem; en güçlü olan efendi, doğuştan asil olan, şef anlamlarında. Sanskritçe çreyan, Avesta lisanında srayah, yeni Sanskritçe sreyas: en meşhur, görkemli anlamlarında.
  
Bugün Kürdistan’da tahakkümü ‘dillere destan’ olan iktidar hedonisiyle ekstaziye olan Kreon’un reenkarne olduğu görülüyor. Bütün yapıp etmeleri bir yana yukarıda özetin özeti babından değindiğimiz kanibalizmi ve cenaze katilliği boyutu epeyce dikkat çekiyor. 

Neredeyse insanlık kadar eski olan bu, cenazeyi her ân bir daha öldürme hâli necrophagia’dan da – ölü yeme – necrophilia’dan da – ölü seviciliği – daha berbad bir désanction ve ölü öldürme cinneti içindeki zât Endor cadısını da yanına almış, şeytanlarla alışveriş hâlinde. 

Ölü defnetme olgusu, eski çağlardan beri süregelen bir gelenektir. Buna göre, ölü eğer açıkta bırakılırsa bu ölünün yakınları icin utanç verici bir durumdur. Homeros’un Iliada’sında da, Priamos, Hektor’un cesedini geri vermesi için Akhilleos’a yalvarır: 

“Saygı göster tanrılara, Akhilleos, bana da acı...” (Homeros – Iliada).


 Antik Yunan’da mezardan yoksun olan ölülerin huzura eremediği için ruhlarının şehirlerde dolaşıp insanlara musallat olduğuna inanılırdı.
Taskışla sahnesi şöyle değerlendirmektedir: iktidar tarafından yok edilen bir beden onun halk üzerindeki gücünü gösterir, fakat bu ölümün kayıtsız bırakılması, devletin aslında yeni bir tarih yazma girişimidir. Yani Kreon'un Polyneikes'i (Kürd) mezarsız bırakma konusundaki ısrarı boşuna değildir, onun politik otoritesini sorgulanamaz ve devamlı kılma konusunda atılmış bir adımdır. Antigone'nun eyleminin devleti rahatsız etmesinin sebebi de budur. Tıpkı Cumartesi Anneleri tarafından yapılan eylemler gibi, Antigone'nun ölüyü gömmesi de politik bir orijine sahip olmamasına rağmen taşıdığı politik anlamla iktidarı rahatsız etmektedir.
Merak edenler Kreon'un akıbetini araştırabilirler. Cenazeleri öldürmek ve ortalıkta bırakmak basit bir provokasyondan öte devletin tarihî ve resmî siyasetidir. Artık Kreon'un kılıcı kınından çıktı, nereye saplanacagını takip edelim, görelim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALLAH İSMİNİN ETİMOLOJİK VE TARİHİ SÜRECİ - ARAŞTIRMA

ALLAH İSMİ ETRAFINDA Bir Görüş Allah ve Elahh kelimelerinin yazılışları farklı (mı)dır? ELAHH (EeLaaHh) ALLAH (EaLlaaH) Bu nedenle; Elahh = Allah anlayışı doğru kabul edilemez. Sadece birinin, diğerinin kökensel atası veya arka planı olabileceği dikkate alınabilir, bu, kuvvetli bir ihtimal de olabilir zayıf bir ihtimal de. Allah kelimesinin ortasındaki vurgu Arabî’de çok önemlidir ve kat’iyyen ihmâl edilemez. Bir kelimenin içinden bir elemanın çıkarılmasının veya ona bir başka unsurun eklenmesinin herşeyi baştan aşağı değiştireceği gerçeği izahtan vareste. Mesela BaTaLun = Kahraman anlamında bir isimken (bizdeki Battal ’ın karşılığı) ; iptal etmek anlamındaki BaTTaLa bir fiildir (Batl, Bat’l). Arabî yazımda her ne kadar aynı iseler de bir unsurun eklenmesi veya çıkarılması ile anlam tamamen değişmiştir. Alaha kelimesi de Arabî’de bir fiil (yüklem) olup ilâhlaştırmak , ilâhlaştırmak suretiyle tapmak anlamlarını haizdir; İngilizce deify , Fransı...

LACERTUS FIBROSUS

LACERTUS Merhaba sayın Koryürek, Bugünkü makalenizi key(i)fle okudum, bir Boğaz insanı, hele de 20 senedir ülkesini göremeyen bir mültecî! olarak biraz da hayıflandım, o balıkhâneyi bilirim, zaman zaman da bütün diğer balıkhâneleri de gezerdim.  Yüksek müsadenizle bir dil – etimoloji düzeltmesi yapacağım ; Lakerda nın etimolojisi olarak İspanyolca La Kerrida ’yı vermişsiniz ki, katılmam mümkün değil.  Yakında Istanbul’da Küresel Yayınlar’dan çıkacak olan Türk dilindeki Yunanca Kökenli Kelimeler isimli préliminaire kitabımda da bulunabileceği üzere aşağıda bu kelimenin köklerini veriyorum. Bu kelime daha sonraları yani Latince’den Yunanca’ya lakérda λακέρδα ve "palamut veya orkinos tuzlaması" anlamıyla girmiş oradan da Türkçe’ye intikal etmiştir. Lakerda yapan herhâlde çok azalmış olmalıdır. Le Gaffiot, Dictionnaire étymologique latin - Latince etimolojik lugatında dik dörtgen şeklinde olan, uzunca, boyu eninden fazla duran bir hayvan olan kertenkeleni...

KARDOUXOI

MANZİKERT - MALAZGİRT – MANAZGIRT ÜZERİNDEN BUGÜNE DOĞRU BİR GÜZERGÂH VE DEVLETİn / MİLLETİN KÜRD ALGISINDA HİÇBİR DEĞİŞİKLİK YOK İSİMLERE BAKMADAN SIRLARA ERİŞMEK ÇOK ZOR OLUR             Malazgird (Farsî), Malaşkırd (İvrit) , Manazcerd (Asurî-Süryanî), Manazcird (Soranî) , Μαντζικέρτ – Madcikêrt veya Mecikert (Yunanca), Malazgirdi (Zazakî), Mana(va)zkert (Ermenîce), Manzikert (İngilizce, Fransızca), Manzikerteko – Euskara (Basq dili), Malazgirt (Türkçe). – girt soneki (suffix) Doğu Anadolu’da birçok yerleşim biriminde karşılaşılan bir sonektir ve Ermenîce – kert ’ten mülhem olup, - ile/tarafından inşa edilmiştir anlamındadır. Örneklere geçmeden bir iki laf: Bir çok Ermenîce coğrafî yer ismi Ottoman devleti zamanında değiştirilmeye başlandı. Şehirler, kasabalar, köyler, yerleşim birimleri, dağlar, nehirler vs. Bunların başında – kert soneki taşıyanlar gelmektedir: Manavazkert’in dışında Nora-kert, Dikrana-g...