BÂZ
Bâz
kelimesi münasip görünüyor. Bâz, Kürdî lisâninda ´Şahin´ mânâsına geliyor. Bir dönem
Türkiye metropollerde gelişen eylemlerin çoğunda TAK imzasını okuyorduk. Açalım:
Teyrebâze Azâdiya Kurdistan yani
meâlen, ´Kürdistan Özgürlük Şahinleri´. Teyr kelimesi Arabî kökenli olup ´Tayr´dan
mülhem ve ´kuş´ mânâsını haiz
(Tayyare, Tayyar vs hep aynı kökten). Kürdî´ye böylece geçmiş. Fakat buradaki
kullanımı ´Şahin Kuşu´ olmaktan
ziyâde ´alıcı kuş, avcı kus, yırtıcı kuş´
anlamında. Belki ´Avcı Şahin´ denebilir
(her ne kadar şahin zaten avci bir kuş ise de!). Aslında bu kavramı ABD ve Batı
geçmişte savaş araç ve silâhlarına ad olarak vermişti ve hâlâ da veriyor: Onlar
hem Avcı Şahin hem de Savaşan Şahin ifadelerini kullandılar. Fighting Falcons veya Hunter Falcons. Yine aynı adı taşıyan
füzeler var Pakistan´da ve İran´da, ´Shaheen´
diye yazıyor Batılılılar. Şahine fransızlar Faucon
(Fokon), ingilizler falcon (falkın),
yunanlar gieraki (yerâkî) diyorlar. Buzard (Büzar) bir yırtıcı kuş türü, atmaca’ya çok yakın ve fransızca. Bâz ve Büzar benziyorlar. Şahin
ve Atmaca; tabiatin avcıları,
yırtıcıları ve alıcıları. Anadoluda ´Şahan´
adı da veriliyor.
Şahin, çok güçlü avcı kuşlar arasında
ilk sıralarda yer alıyor ve tabiatta kartal, doğan, atmaca, kerkenez gibi ustalarla
aynı kategoride. Falcon Crest ifadesi
batıda bazı yerleşim birimlerine veya coğrafî mekânlara isim oluyor; şahin
tepesi. Ancak, fransızca’daki ´Mont
Faucon´un (Mon Fokon) trajik bir hikâyesi var. Birçok muhalif ve devrimci
burada ağaclara asılıp idâm ediliyorlar ve cesetler ibret olsun diye haftalarca
kokup çürüyünceye kadar o ağaçlarda kalıyor. Meşhur fransız şair François Villon´un ´La Ballade des Pendues´ (Asılmışların Baladı) isimli şiiri şahin
tepesinde olup bitenleri anlatıyor. Kürdî´de Bâze Reş (Kara Şahin), Bâze Sor (Kızıl
Şahin), Bâze Spi (Akşahin) gibi tür adlandırmaları oluyor. Geçmişte şahinler
avlanıyorlar. ABD, Black Hawk (Kara Şahin)
isimli ´kuşlar´ını sivillerin üzerine ateş salmaları icin gönderiyordu. Kara Şahinler
ölüm kusuyorlar, kan getiriyorlar, zulmün habercileri. O nedenle batı siyasî
terminolojisinde ´Şahin´ siyasetçilerden
ve theorisyenlerden bahsediliyor. Neo-Conservatives (Yeni Muhafazakârlar) kısaca
Neo-Con olarak da biliniyor ve bunlar
genelde ´Şahin´ sıfatlı. Bunlara Neo-Con
yerine Neo-Falcon adı da verilebilir.
Yeni Şahin. Rakiplerini küçümseyici bir biçimde ´güvercin´olarak tanımlıyorlar. Kuşlar gündemi belirliyorlar.
Sâdece Şahin yok savaş sahalarında. Kartal da yerini alıyor. Birçok hava
kuvvetinde simge kartal. US Air Forces
(ABD Hava Kuvvetleri) aynı zamanda American
Eagles (Amerikan Kartalları) olarak da isimlendiriliyor. Hava gücünün dışında
devletlerin alâmet-i fârikalarında da kartalı (ABD, Almanya, Arnavutluk,
Bolivya gibi) ve şahini (Irak, Kürdistan gibi) buluyoruz. Tarihte de, Bizans´ın
´Dikefalos Aytos´u (İkibasli Kartal)
var. Selçuklu´nun da simgesi iki başlı kartal. Fark, Selçuklu´nun kartalı iki başlı
ve iki vücudlu. Bizans´ta tek vücud iki baş var. Bâz, Buzard ve Bizans... B-A-Z harfleri ortak.
Bu üc harfin birarada bulunduğu kelimelere merak salınabilir: Azâb, Abhaz,
Zebânî, Zâbit, Zabt, Mazbata, Berzâh, Zehâb, Ahzâb...
Kartallar,
şahinler, atmacalar, kerkenezler, aqbabalar, doğanlar, kuzgunlar, baykuşlar...
Bunlar tanıdık olanlar. Bir de, Ankâ kuşu (Simurg, zümrüd-ü ankâ), ebâbil,
phoenix, insan eti yiyen kuşlar (bu kuşlar yunan mitolojisinde Herkül
tarafından tasfiye edilen kuşlar olup, tüylerini ok gibi kullanabildikleri yazılıdır)
var... Göğün bütün katlarında bir savas var; ilâhlar, yarı-ilâhlar (kahramanlar),
ölümlüler, zavallılar, âletler... Savaşın bir bölümü göklerde geçiyor. Yere
yansımaları var. Yer sarsılıyor. Depremler, Tsunamiler, seller, yangınlar,
buzullaşmalar, kuraklıklar, çölleşmeler, iklim değişiklikleri, kutuplardan
buzul kopmaları, asit yağmurları, portakal büyüklüğünde dolular, David, Ebola,
El Ninô, Jefferson vs. isimlerle anılan dev kasırgalar, aşırı sıcaklar, hayvan
türlerinin tükenmesi ve eko dengenin bozulması, radyasyon sızıntıları, nükleer
kazalar vs... Arz hareket hâlinde ve adeta intikam alıyor. Anâsir-i Erbaa (4
Unsur) öfke kusuyor; Hava, Toprak, Ateş ve Su! Yanıyoruz, boğuluyoruz,
gömülüyoruz, savruluyoruz.
ABD, Avustralya, Yeni Zelanda, Filipinler, Endonezya
(Sumatra), Mexica, Hindistan, Çin, Sri Lanka, Bangladesh en cok etkilenenler
arasında başı çekiyorlar. Ejderler, küheylanlar, arslanlar, kaplanlar, kurtlar,
sırtlanlar, timsahlar, akrepler, kelerler dünyanın altını üstüne getiriyorlar.
Baz, kimyada Asid karşıtı. pH değeri
7´den büyük olan maîlere bazik
diyoruz.
Simdi
gelelim Baz´a. Yani başlığımıza.
Basis: Latince; temel, asâl, esâs, kaide, bir düşüncenin, bir felsefenin, bir
inancın, bir denklemin, bir formülün, bir fil ayağının, bir ideolojinin, bir
siyasetin, bir san´at anlayışının hâsılı herşeyin üzerinde oturduğu,
taban-temel-kaide-zemin. Yunanca ´Basi´
olarak yazip ´Vasi´ biçiminde
okuyoruz. Sıfatı (epitheto): Vasiko,i. Fransızca’ya base (baz), İngilizce’ye base
(beyz) olarak geçiyor. Sıfatları sırasıyla; basique
(bazik) ve basic (beyzik). Tıpta
sikca başvuruyoruz: Basis Crani (Kafa
Tabanı, Kafa Kaidesi), Bazal Ganglionlar
gibi. Aynı zamanda ´Üs´ mânâsına da geliyor; American Bases (Amerikan üsleri).
Meselâ Guantanamo ve İncirlik bu ´base´ler
arasında sayılabilir. Mimârî´de kare, dairevî, ücgen, altıgen, sekizgen vs.
bazlar (kaideler) var. Üzerinde durduğumuz şey, her anlamda ve her neyse ona baz diyoruz. Batı dillerindeki fiiller
de de böyle; il est basé sur qq.ch
(Bir şeyin bir temelin-kaidenin üzerine oturmasını anlatıyor, fransızcada) ve
ingilizcedeki sinonimi ´based on´ şeklindedir.
Hepimizin, her
toplumun, her örgütün, her grubun, her halkın kısaca her varlığın üzerinde
durduğu, oturdugu, yükseldiği ve nihâyet yüceldiği bir kaidesi yani bir bazı var. ´This thesis is based on the ancient times´ derken, tezin eski
zamanların üzerinde oturduğunu, temellendiğini, şekillendiğini anlatıyoruz. Bu
anlamda baz; tarihîliği, eskiliği, arhi´yi, ilkeyi, gücü, iktidarı,
kültürü, san´atı, bilimi, derinliği, kapsamı, muhtevâyı, formu, esthetiği, kısacası
çok yüksek kavramları yani kategorileri anlatıyor.
Dünya
bütün anlam boyutlarıyla bir baza oturuyor, oturtuluyor. Herkes ve her güç
odağı, devletlerden tutun da en sıradan bireylere kadar bütün varlıklar BAZ´ın
harcına su taşıyorlar. Bilerek veya bilmeyerek büyük bir eylemlilik süreci
işliyor. Bu baz oluşturulurken kuşkusuz, onun üzerinde yükselecek olan vücud ve
gövde de tasarlanıyor. BÜYÜK MİMARLAR onu tasarlıyorlar. Diğer mimarlar ise,
detaylar üzerinde nakkaş inceliğiyle çalışıyorlar. Baz ve Mimar. Ortaya bir Akro-Kosmos
çıkacak. Makro-Kosmos´un en görkemli eseri olarak bir Akro-Kosmos nizâmı. Baz, Swahili lisânında keski mânâsına. Heykeltraş, bazla Akro-Kosmos´u
yontarak son rötuşları atıyor. Son toz zerreleri dökülüyor şâh-eser´lerden.
Şahin-şâheser-şâhdamar-şâhmaran-baz-temel-taban-esâs-asâl-bazik ve basilika
yani külliye.
Basilika farklı bir kökenden; Vasilias (yun; kral). Küll ve cüz. Baz
ve Arz. Şahin ve Tilki. B´den V´ye gecisler karakteristiktir kadim dillerde; Baz (Vasi). İbranî lisânında ´Beth´in içine bir nokta koyduğumuzda ´Wow´ (Vav) gibi okuruz. Baz, vaz
olarak okunacaktır. Vâ´z. Vâ´z etmek, vâ´z vermek, vaiz vs. Mimarların vâ´zını cümle
mahlûkatın dinlemesi misâli şahinler, kartallar, ebâbiller, baykuslar,
kerkenezler, atmacalar, doğanlar, ankâlar, phoenixler (Foinikaslar) gürültülü
bir biçimde gökten yere doğru hareket etmede, kulak kabartmada, dikkat
kesilmede, süzülmede. Hava kararmakta, iklim değişmekte, kızıl havaları seyret
ki, akşam olmakta.
Bir de,
farsca bir sufix (sonek) olarak ´baz´
var ve ´ci-li´ anlamı veriyor; hokkabâz, cambâz, dilbâz, cilvebâz, fetbâz,
düzenbâz, hilebâz, cenebâz, sihirbâz gibi. Bu sıfat sâhipleri kararan havadan
korkuyorlar ve ´hüzünbâz sevişmeler´i yeğliyorlar. Baz´la gelen düğün bayram diyelim, vesselâm...

Yorumlar
Yorum Gönder