Ana içeriğe atla

COUP D'ETAT

Coup d'état veya Afrika Vandal Krallığı


İşim gücüm yok, hiç yapmadığım bir işi de şimdi yapıyorum: darbe analistliği. Buyurunuz. Peki, başlığı neden Afrika Vandal Krallığı koydum? Çünkü, tarihte bilinebilen ve bizim anladığımız anlamda darbe M.S 530 senesinde gerçekleşiyor. 
Vandal krallığı Kuzey Afrika’da 429-534 seneleri arasında hüküm sürmüş bir krallık. Yani 105 senelik, kısa-orta ömürlü bir devlet diyebiliriz. Bölgenin Bizans tarafından fethedilmesiyle birlikte, son Vandal kralı Gelimer’in tahtından indirilmesiyle bu devlete tarihe karışıyor. Vandalların merkezî bölgesi Algeroriental dediğimiz Doğu Cezayir. Burada kuruluyor Vandal devlet. Başşehirleri de Bejaia (Becaiye). Bu başşehir bilahare, günümüzde Tunus devletinin sınırları içinde yer alan Carthage’a (Kartaca) taşınacaktır. Roma ile bir foedus (andlaşma) imzalamayı 435 ve 442 senelerinde iki kere reddeder ve bazen Kartaca krallığı olarak da anılan Vandal krallığını kurar. 

O zamanlar, stratejik bir konumu olan batı Akdeniz’in hâkimiyeti için Roma ile karşı karşıya gelir. 


Arîlik (Arianisme) ideolojisi günümüzde Andalousia (Endülüs) olarak bilinen Bétique’i heterojen Vandal toplulukların buluşma ve birleşme yeri hâline getirdi. Bu topluluklar arasında, Alain’leri, Gothlar’ı ve Suevler’i sayabiliyoruz. Bu Vandal birliği 428 senesinde başlarına Genseric’in geçmesiyle ete kemiğe bürünür ve devletleşme yolunda bir büyük adım atar.


Genseric, Afrika’nın kuzeyinde bulunan zengin topraklarla husûsen de Cesare (Kiseria veya Kayseria) şehriyle yakından ilgileniyordu. Bugünkü Moritanya’nın kuzeyine denk düşer. Roma’nın elinde bulunan bu şehirde bir iç kriz yaşanıyordu. Afrika kontu Bonifacio ile 3. Valentinien arasında soğuk rüzgârlar esiyordu. Aslında aralarında bir paylaşım savaşı, zenginlikleri paylaşmakta sorun ve hâliyle buna bağlı bir iktidar ve güç savaşı vardı. 427 senesinde Ravenna’ya çağırıldı ve imparatora bağlılık tazelemesi istendi. Reddedince 428’te hostis publicus (halk düşmanı) ve bilahare de hostis patriae (vatan haini) ilân edildi. Demek ki, bu sıfatlar hiç değişmiyor, bugün de aynıdır. Savaş kapıdaydı. Vandal kral Genseric de bunu öngörüyordu ve bu savaşta pozisyon almak istiyordu. Yararlanmak demek istiyorum. Kimi tarihçilere göre, Bonifacio da Vandalların kralı olarak anılıyordu.
429’da 15.000 dolayında askerden müteşekkîl olan Vandal güçleri Mauretania Tingitana’ya giriş yaptılar. Burayı zaman içinde bir askerî limana çevirdiler ve deniz saldırılarını buradan yürüttüler. Bu saldırılar arasında 455 yılındaki Roma donanması’na karşı olanı en ünlüsüdür. Günümüzdeki ismi Annaba (Hippon) olan bölgede meşhur kilise babası Saint-Augustin 430 senesinde bir kuşatma sırasında öldürülmüştür → çok önemli bir dîn adamı ve lider öldürülüyor; bunu dikkatle not edelim. Tarih 28 Ağustos 430’dur. 437’de Vandallar Saldae’yi başşehir yaparlar. Vandal yerleşimi batıda Roma vilayetlerinden Numidia sınırına erişir. 439’da Kartaca’ya erişen Vandal güç burayı başşehir yapar. Artık İtalya tehdit altındadır yani Roma’ya yaklaşmaktadır Vandallar. 440’ta Sicilya’ya ulaşırlar. Bu nedenle 442’de 3. Valentinian vandallar’ın gözünü boyamak için Afrika’nın önemli bir bölümünden çekilir ve oraları vandallar’a bırakır, oralarda oyalanmalarını öngörür. Hatta ikinci bir foedus (andlaşma) yapar vandallarla. Böylelikle Vandal devletini resmen tanımış olur. 


Bir başka vektör olarak, Roma’nın beklentisi de bu yöndeydi, romanize olmuş (Romalılaşmış) Berber kabileler’e güç verdi. Bu yönüyle Berberîler Roma’nın bir tür gönüllü korucu ordusu hâline gelmeye ve Vandalları tehdit etmeye başladılar. Onlar da Kartaca’ya göz diktiler. 


Berberîler zamanla Roma’dan boşalan toprakları işgal etmeye başladılar. Berberîler paylaşmayı sevmiyorlardı. Vandallarla sınırdaş oldular. Berberîler, Vandalların sosyal ve ticarî anlamda içlerine sızmaya başladılar. Roma’nın rahle-i tedrisinden geçmiş olan Berberîler, yazılı kanunları hiç bulunmayan Vandallar’a askerî işleri bırakırken idarî işleri ele geçirdiler.


Zaman içinde batı ve orta Akdeniz’de egemenliği ele geçirdiler. Korsika’yı ve Sardinya’yı aldılar. 468’de Sicilya’yı ele geçirdiler. Nihayet Batı Roma’nın 476’da resmen düşüşünden az sonra Roma’nın yeni efendisi barbar Odoakr Afrika Vandal devletini resmen tanıdı. 


Yalnız, 24 Ocak 477’de kral Geniseric’in ölümüyle taht kavgaları başladı ve o günden resmen yıkıldığı 534’e kadar Vandal krallığı sürekli zayıflamaya devam etti. 


Dînî inançları itibarıyla Vandallar arianist’ti. Bu inanç, Hristiyanlığın sapkın bir yolu olarak İznik konsülünde lanetlenmişti. Arianistler, teslis (üçleme) inancını reddediyorlardı. Krallar Genseric ve Huneric teslisçi bazı rahipleri bugünkü Tunus’ta bulunan Gafsa’ya sürgün etti ve devlet içindeki teslisçi ajanlardan kurtardı. Bu ruhban krala karşı sürekli bir iç iktidar dayatıyordu. Berberîler ise teslisçi rahiplerle iyi geçiniyorlardı ve bunların idarî tecrübelerinden faydalandılar. 


Berberîler’in Vandal devleti içinde idarî yapıyı ele geçirmesinden sonra teslisçi çizgi yeniden devlette hâkim olmaya başladı sürgündeki ruhban Kartaca’ya geri geldi ve kiliseler açılmaya başlandı. 


530 senesindeki ilk hükûmet darbesini – coup d’état – Gelimer, Hilderic’e karşı gerçekleştirdi. Bizans’la iyi ilişkiler içinde bulunan kral Hilderic devrildi ve Bizans imparatoru Justinianos’la anlaşarak, devleti sattığı iddiasıyla hostis patriae ilân edildi.


Sonra ne oldu? Son kral Gelimer, İspanya’ya kaçmak isterken yakalandı ve İstanbul’a Hippodromio meydanına imparator Justinianos’un huzuruna getirildi ve soytarı olarak tanıtıldı. Dîninden vazgeçmesi ve teslisçiliği kabul etmesi istendi, reddetti ve arianist olduğunu ve başka bir inancı kabul etmesinin mümkün olmadığını söyledi. Ömrünün geri kalanını Anadolu’da (Galatia) zorunlu ikâmette geçirdi. Kartaca’nın (Afrika Vandal Devleti) düşmesinden sonra halk Berbero-Romen vatandaşlara dönüştüler. Asiller ve askerler Bizans ordusuna katılmak ve veya doğuya sürülmek arasında tercihe zorlandılar.


Bugün TC’nin en azılı düşmanı olarak lanse edilen Fethullah Gülen için ülkücü hareketin başbuğu Alparslan Türkeş, Türkeş döneminde Ülkü Ocakları genel başkanlığı yapan Alaattin Aldemir'e göre - Fethullah Gülen Hocaefendi ve cemaatine sahip çıkın diyordu ve beraber fotoğraf veriyordu. Çünkü biz düşündük, onlar yaptı. İslam'ın, Türklüğün, dolayısıyla insanlığın düşmanları hep üzerimize geldiler. Savaşmak zorunda kaldık. Bu çalışmaları biz yapamadık. Ama bu insanlar yapıyor. İnsanlığa hizmet ediyorlar. Bunlara yardımcı olun diyor.


Geçtiğimiz gönlerde ölen ve Türk-İslam ideolojisinin en mühim isimlerinden Prof. Dr Nevzat Yalçıntaş, Fethullah Gülen için kullanmadığı övgü sözcüğü bırakmadı.


Fethullah Gülen’in tabib-i hazık (üstad hekim) diye nitelendirdiği bir diğer meşhur Türk-Islam sentezcisi prof dr Ayhan Songar da Gülen’i çok seviyordu.


Özel savaş başbakanı Tansu Çiller il 1994 yılı Aralık ayı başında uzun bir görüşme yaptı ve özel savaş önderleri arasında yerini aldı. Takip eden yıllarda yine Çiller'le ve ayrıca Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz, CHP Genel Başkanı olduğu dönemde Hikmet Çetin ile defalarca görüşmelere katıldı, ve briefing aldı / verdi. 


Aynı yıllar içinde, hem farklı dinlerin mensupları arasında diyalog (ALL RELIGIONS IN ONE PROJECT) faaliyetleri ve TC devletinin bilgisi ve isteği doğrultusunda defalarca, Türkiye Katholik Cemaatleri Ruhanî Reisler Kurulu Başkanı Monseigneur Georges Marovitch, Vatikan Ankara Büyükelçisi Pietro Luigi Celata, İstanbul Fener-Rum Patriği Bartholomeos, Ermenî Cemaati lideri Karekin ve şu ândaki lideri Mesrop Mutafyan, Süryanî Katholik Cemaati Patrik Vekili Episkopos Yusuf Sağ, Süryanî Kadim Metropoliti Yusuf Çetin ve Houriepiskopos Samuel Akdemir, Musevî Cemaati Yöneticileri ve İstanbul Hahambaşısı David Aseo ile sayısız kere bir araya gelip görüşmeler yaptı.


11 Haziran - 30 Eylül 1997 tarihleri arasında ABD'de bulunduğu sırada New York Roma Katholik Arşidükü ve New York Başpiskoposu Kardinal John O'Connor ile, ayrıca Musevîler’e ait Anti-Defamation League'in (ADL) o zamanki lideri Leon Levy ve ortak arkadaşları Amerika Katholik Üniversitesi Doğu Hıristiyanlığı Araştırmaları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sidney Griffith ile görüşüp talimat ve tavsiyeler aldı. Bu görüşmeler hep ABD ve TC’nin bilgi, destek ve talimatlarıyla gerçekleşti.


Yine aynı çerçevede 09.02.1998 tarihinde Vatikan'da Papa John Paul II ile tarihî bir görüşme yaptı; burada ayrıca, Kardinal Arenzi ve Kardinaller Meclisi'ne nezaket ziyaretinde bulundu.


19.02.1998 günü Dünya Kiliseler Birliği yöneticileri ve aynı tarihlerde, Anti-Defamation League eski başkanı Leon Levy, kendisini İstanbul'da ziyaret edip hocaya övgüler yağdırdı.
25 Şubat 1998 günü Qudüs Sefarad Hahambaşısı Eliyahu Bahşı Doron'la, İstanbul Taksim'de Gazeteciler ve Yazarlar Birliği merkez binasında, 9 Mart 1998 tarihinde ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin organize ettiği Kültürlerarası Diyalog toplantısına katılan bilim adamları ve ruhanîlerle bir araya gelip kucaklaştı.
Fethullah Gülen'le:
Sabah Gazetesi'nden Nuriye Akman'ın röportajı, 23-30 Ocak 1995 tarihlerinde Sabah'ta,
Hürriyet Gazetesi'nden Ertuğrul Özkök'ün röportajı, 23-30 Ocak 1995 tarihlerinde Hürriyet'te,
Zaman Gazetesi'nden Eyüp Can'ın röportajı, Ağustos 1995 tarihinde Zaman'da,
Cumhuriyet Gazetesi'nden Oral Çalışlar'ın röportajı, 20-26 Ağustos 1995'te Cumhuriyet'te,
Sabah Gazetesi'nden Hulusi Turgut'un röportajı, 23-31 Ocak 1997 tarihinde Sabah'ta yayınlandı.
Nevval Sevindi ve Eyüp Can, yapmış oldukları röportajları kitaplaştırmışlardır. Nevval Sevindi, şimdilerde CHP’nin TV’nu olan HalkTV’de konuşmacı olarak programlara katılıyor.
Ayrıca yine – o zamanlar - Milliyet Gazetesi'nden Yasemin Çongar'ın ABD'de gerçekleştirdiği röportaj 1997 Ağustos ayı içinde Milliyet'te;
Aynı gazeteden Özcan Ünlü'nün röportajı da yine aynı gazetede Mart 1998 içinde geniş olarak yayınlandı.
03.07.1995 akşamı Reha Muhtar ile devletin resmî kanalı TRT 1'de,
29.03.1997 akşamı Samanyolu TV'de Prof. Dr. Mim Kemal Öke ve Osman Özsoy ile,
15.04.1997 akşamı, Kanal D Televizyonunda Yalçın Doğan ile,
27.02.1998 tarihinde NTV'de Cengiz Çandar ve Taha Akyol ile canlı röportaj yaparken, SHOW TV adına 32. gün ekibinden Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar, 1998 başlarında gerçekleştirdikleri röportajları birer hafta aralıkla iki program halinde yayınladılar.


Pek çok yabancı gazeteci ve televizyon ekibi de Fethullah Gülen'le röportajlar yapıp, bunları kendi gazete ve televizyonlarında geniş olarak yayınladılar. Wall Street Journal gazetesi bölge muhabirinin yaptığı röportaj, bu gazetenin Avrupa baskısında tam sayfa yer aldı. Ayrıca, Avusturyalı gazeteci, Vatikan radyosunda programcı Heinz Gstrein, Yunanistan'da yayınlanan Elefterotipia gazetesinden Simeon Soltaridis, Arnavutluk'ta yayınlanan Rilindja Demokratika gazetesinden Edi Polko ve Albania gazetesinden Enver Bytci, Rilindjia Kosova gazetesinden Mehmed Giata ve bunlardan ayrı olarak, Bulgaristan, Ukrayna, Azerbaycan, Özbekistan, Gürcistan, Rusya, Kazakistan'dan resmî ve özel televizyon kanalları ve gazetelerinden bazıları da röportajlar yapıp, bunları yayınladılar. Ayrıca, Time adına bölge muhabiri James Wilde ve Le Monde adına Nicole Pope, Fethullah Gülen'le görüştüler.


Ve tekraren; Fethullah Gülen, sabık cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere, başbakanlık yapmış bulunan DYP genel başkanı sayın Tansu Çiller, yine önceki başbakanlardan ve ANAP genel başkanı Mesut Yılmaz, Türk siyasetinin en meşhur ve tecrübeli isimlerinden Demokratik Sol Parti genel başkanı başbakan olan Bülent Ecevit, CHP genel başkanı Deniz Baykal ve daha önceki genel başkanı Hikmet Çetin, Demokratik Türkiye Partisi eski genel başkanı Hüsamettin Cindoruk, Milliyetçi Hareket Partisi kurucusu ve ilk genel başkanı Alparslan Türkeş, şu andaki başkanı Devlet Bahçeli, öldürülen Büyük Birlik Partisi genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile çok yakın ilişkiler kurdu ve dostluklar geliştirdi. 


Ayrıca her partiden çok sayıda bakan ve milletvekili de, değişik münasebetlerle Gülen hakkında desteklerini ifade ettiler.
Entelektüel camiadan Prof. Dr. Toktamış Ateş, Prof. Dr. Nur Vergin, Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, Prof. Dr. Nilüfer Göle, Prof. Dr. Şerif Mardin, Prof. Dr. Ümit Meriç Yazan, Prof. Dr. Halil İnalcık, Prof. Dr. İhsan Doğramacı, Prof. Dr. Mehmet Aydın, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. Mehmet Altan, Prof. Dr. Sabahattin Zaim, Prof. Dr. Niyazi Öktem, Prof. Dr. Suat Yıldırım, Prof. Dr. Kemal Karpat, Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre, Prof. Dr. Zeki Kuşoğlu, Prof. Dr. Mehmet Saray, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Dr. İzzettin Doğan, Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Prof. Dr. Ali Bayramoğlu, Prof. Dr. Ahmet Turan Alkan ve daha nice bilim adamı, Fethullah Gülen hakkında yazılı ve sözlü olarak sürekli takdirkâr düşüncelerini dile getirdiler ve kendisiyle çeşitli vesilelerle bir araya geldiler.


Eski MİT başkanı Fuat Doğu, Orhan Ateş ve general- albay ve daha başka rütbelerde subaylar, Fethullah Gülen ile hususî dostluk kurdular ve Gülen hakkında olumlu düşüncelerini dile getirdiler veya kendisiyle mektup veya tebrik teatisinde bulundular.
Sanatçılardan, isim ve etiketleri, şahsiyetlerini hatırlatacak film yıldızları (geçen gün RTE’na yalakalık yapan) Hülya Koçyiğit, Perihan Savaş, Bulut Aras, Fatma Belgen, Tanju Gürsu; ses sanatçılarından Selda Alkor, Necla Akben, Emel Sayın, Ali Rıza Binboğa, Yıldırım Gürses, Barış Manço, Cem Karaca, film yapımcılarından Halit Refiğ, Lütfi Akat; sanat eleştirmenleri Ayşe Şasa, Atilla Dorsay...


İşadamlarından Aydın Bolak, Ahmet Çalık, Cengiz Kaptanoğlu, Şadan Kalkavan, İhsan Kalkavan, Atasay Kamer, Cihan Kamer, Engin Elginkan, Sakıp Sabancı, Aydın Doğan, Üzeyir Garih, İshak Alaton, Rahmi Koç, Fuat Miras ve daha pek çok isim;
Spor dünyasından, Fenerbahçe klübü eski başkanı ve iş adamı Ali Şen, Galatatasaray kulübünün eski ve yeni futbol şubesi sorumluları, işadamı Adnan Polat ve Ergun Gürsoy, başta Hakan Şükür, Emre Belözoğlu, Okan Buruk olmak üzere Galatasaray ve Beşiktaş gibi klüplerden pek çok futbolcu, basketbolcu...
Medyadan çok sayıda isim: Taha Akyol, Yalçın Doğan, Derya Sazak, Şeref Oğuz, Doç. Dr. Şahin Alpay, Ertuğrul Özkök, Oktay Ekşi, Bekir Coşkun, merhum Yavuz Gökmen, Hadi Uluengin, Cengiz Çandar, Zeynep Göğüs, Güngör Mengi, Yavuz Donat, Nuriye Akman, Zülfü Livaneli, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand, Ali Bayramoğlu, Nevval Sevindi, Mehmet Altan, Ali Acar, Etyen Mahçupyan, Avni Özgürel, Nazlı Ilıcak, Mehmet Ali Ilıcak, Memduh Bayraktaroğlu, Meriç Köyatası, Ahmet Tezcan, merhum Cenk Koray, İzzet Sedes, Prof. Dr. Ayhan Songar, Ahmet Kabaklı, Ayhan Katırcıkara, Mehmet Ocaktan, Mustafa Karaalioğlu, Ali Bulaç, Süleyman Yağız, Ömer Çavuşoğlu, Vehbi Dinçcan ve daha pek çok gazeteci ve televizyon programcısı, Fethullah Gülen hakkında daima olumlu düşüncelerini dile getirdiler.


Fethullah Gülen, 1999 yılı Ocak ayı içinde ABD Mayo Clinic'ten 22 Mart 1999 günü için alınan randevu gereği, 21 Mart 1999 tarihinde Türkiye'den ayrıldı ve 22 Mart-26 Mart günleri bu klinikte muayene olup, check-up yaptırdı. Gülen, doktorlarının öyle uygun gördüğü savıyla, o tarihten bu yana yaşamını ABD'de sürdürmektedir.
Yahudî lobilerinden Papa Hazretleri’ne, TC devlet ve hükûmet başkanlarından milletvekillerine, medyadan sanat ve spor âlemlerine, ulusal ve uluslararası devasa ilişkilere sahip ve kritik MİSYONLAR’ın sahibi ilkokulu dışarıdan bitirmiş birkaç sene Arapça tahsil etmiş; ama sürekli yükseltilip reklâm edilmiş bir personnage olarak 17-25 Aralık 2013’e kadar da rte’nin yüce hocaefendisi F.G bugün TC için Azazil’den daha ileri bir konum arz ediyor veya böyle bir Bollywood senaryosu var.


Kürdler’in hepsi teroristtir, cehennemliktir, hepsini öldürün diyen, özel harpçilerin yüce hocası, Türk-İslam sentezinin bütün ideologlarının ve Florida-Tampa çizgililerin, ABD’nin ve TC’nin emrinden hiç çıkmamış, darbeci general Ahmet Kenan Evren’in ve onun başbakanı Turgut Özal’ın en yakın arkadaşı FG, ne oluyor da bugün TC’nin nefretini! Kazanıyor. Bu adam TC ve ABD siyasetlerine uygun olmayan ne yaptı? Mesela ABD’nin Yeşil Kuşak projesine mi karşı çıktı, bilakis en çok o bu projeyi sahiplendi, PKK’ne yardım mı etti, bilakis Kürd soykırımının başını o çekti, Emniyet’in eski ‘abi’si İsmet Sezgin’i bilen kıskandırarak TC emniyet teşkilatının babalığını da o yaptı, keza TC yargısına çeki düzen veren de o oldu, TSK’nın içine ‘at başı’ gibi giren yine o. İsrail’den izin almadan Hamas’a yardım götürmek teroristliktir diyen, ABD’nin çizgisinden hiç ayrılmayan bu zat illegal olarak ne yapmıştır. Şu âna kadar ne yaptıysa hepsi de ABD, İsrael ve TC’nin bilgisi, desteği ve dahi talimatı doğrultusundadır.
3. bölüm
İki gün önce TC’nde mevcut devlet erkanının seviyesine yaraşır bir nümayiş yaşandı. De ki, bunu TSK içindeki FETÖ adını uydurdukları FG severler yaptı. O za an ortalamanın altındaki zekâ sahiplerinin bile anlayabileceği evet-hayır cevaplı sorular soralım:
1. FG nerede ikâmet ediyor?
Cevap; ABD’de, Pennsylvania’da.
2. ABD’de şu veya bu şekilde ikâmet eden hem yüksek pozisyonlu insanları kim izler veya yönlendirir?
Cevap: Merkezî Haberalma Teşkilatı yani CIA.
3. FG kaç senedir ABD’de yaşıyor?
17 senedir.
4. FG’nin, dünyanın her tarafında kaç tane koleji var?
100’ün üzerinde
5. ABD’de de var mı?
Evet var.
6. Kim denetliyor?
ABD.
7. FG, ABD’nin haberi, bilgisi ve onayı ve dahi emri olmadan, âlî-ül âlâ olsa darbe yapmak bir yana WC’e gidebilir mi?
Gidemez.
8. Tut ki aklını yitirdi ve böyle bir işe kalkıştı, başına ne gelir?
a. Öldürürler, b. Tımarhaneye götürürler, c. TC’ne iade ederler, d. Böyle bir şey olmaz.
9. Yine tut ki, kontrolsüz bir halt yedi; bu talimat 40 yerde denetime tabî tutulmaz mı? Öyle kolayca bariyerlerden geçer ve emir yerine mi getirilir?
İlk bariyere takılır ve teyidi alınmadan durur.
10. peki TC’ndeki bu nümayiş neydi?
A. bu bir pre-coup veya reference coup’tur yani esas darbe öncesi darbe veya referans darbe. Amacı bir pertinent continuity yani münasip ve yerinde bir devamlılık sağlamak gayesiyle ağrıyan dişe bir dokunuş gibi düşünün. B. Bu darbeye bünyenin tepkisini ölçme: TC devletini başında bulunan yaralı kaptanın tepkisi, 1600 sene evvelki Afrika Vandal Devleti’nin tepkisidir: sokaklara çıkın, gerekirse ölün, sakın bana bir şey olmasın, ezanlar susmasın, Alewîler’e ölüm, laiklere ölüm, liberallere ölüm, Kürdler’e ölüm, solculara ölüm, LGBTİ’lere ölüm, örtünmeyenlere ölüm, bol bol ganimet alın vs. C. Darbe öncesi girişimin hemen başında rte’nin Marmaris veya Urla’dan Batı’ya doğru sıvışma girişimini görüyoruz, iltica talebi vardır, ödünün koptuğunu anlıyoruz. D. Yukarıdakilerden hareketle; eğer rte’nin buyurduğu gibi bu darbeyi FG terör örgütü yaptıysa bu pre-coup made in USA’dır ki, ABD ölçümlerini yapmıştır.
11. ABD ne için bu ölçümleri yapmıştır?
a. rte’nin tepkisini ve cesaretini görmek, b. Eğer gerçek bir darbe yapmak istiyorsa bunun çalışmalarını hızlandırıp bir ân evvel hayata geçirmek. C. Rte’na benim emrimden çıkıp başka heyecanlar arıyorsan sana her ân bir golden shut – altın vuruş yaparım ve fanteziler âlemine gönderirim. D. Rte’a, seni rahatlıkla öldürebilirdim, öldürmedim, yaşamaya devam etmek istiyorsan bunu bana göster. FG’i iade et demek beni hiç anlamamışsın demektir mesajı vermiştir, E. Türk-İslam sentezinin ve ABD’nin yarattığı anti-sosyalist, anti-demokratik ve anti-Kürd Yeşil Kuşak projesinin – hundred years of challenge, the green belt Project – en ünlü siması olarak FG değerli bir enstrümandır ve onu istemek senin haddin değildir, kes şu zırvayı artık, F. Benimle görüşmek istiyorsan adam gibi projelerle gel, saçmalıklara devam etme, G. DAEŞ, Al-Nusra vs gelecek vaad etmeyen işler konusunda ısrarcı olma, seni 10 koldan savaşa sokup 20 parçaya bölerim, akıllı ol mesajlarını vermiştir.
12. Bu mesajı rte almış olmalıdır ve iç kamuoyuna yumruklarıyla göğsünü döverek en büyük benim, halifeniz benim, tanrınız benim, bana tapmaktan başka seçeneğiniz yok, yoksa hepiniz FG’cisiniz demek istemiştir. Bu normaldir, her sert darbeden sonra insanlar bir sarsılır, bir absence hâli yaşar, bir süre toparlanamaz ve belki de, post-anestezi sendromu yaşar, confusionnel durum oluşur ve onun etkisiyle kişi zırvalayabilir, sonra kendine gelir. Gelmezse getirirler.
13. Rte kendini biraz daha güçlendirdi diyenlere katılmam çok zor ve eğer böyle bir şey varsa yanılmış olurum, ama bence korkuları, sıkıntıları, kâbusları, paranoyaları ve hezeyanları daha da arttı ve iyice içine kapanacak ve kimseye güveni kalmayacak. O nedenle rte iyice zayıfladı ve bu zaafiyetinden sonuçlar çıkaramazsa bir dahaki sefere havada, denizde veya karada gerçekten vurulup öldürülür.
Son tahlilde;
Ağustos askerî şurasına kadar veya o sırada rte bir karar vermek zorunda kalacaktır ve bu karar ABD – FG projesine uygun olmak zorundadır zira TC açısından Rusya, İsrael veya AB ile arayı düzeltmek bir anlam taşısa bile ABD ile arayı düzeltemez ise bu diğerleriyle olan geçici düzelmeler sekteye uğrar (uğratılır). O yüzden rte, yeşil kuşağın dışına çıkamaz, çemberin içindedir.
Satranç lisanıyle ifade edecek olursak;
1. ABD 50 hamle saymaya başladı: rte, iki kalesi var zannediyor, tek kalesi var, o da sağlam değil ama karşıdakinin (ABD) elinde vezir ve 7. Hatta (vezirliği bekleyen) bir pion ile saldırıyor, iki kalen bile olsa işin çok zordur.
2. ABD, eski bir savunmayla, Philidor Savunması, çıkış yaptı. Anlaşılıyor ki, rte’nı çok arkaik buluyor ve 18. Asır menşeli bir savunmayı bile onu çizgiye getirmek ve şahını kendi eliyle devirtmek için kullanabiliyor. İşler zorlaşıyor. Checkmate uzak değil.

HAKKI AÇIKALIN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALLAH İSMİNİN ETİMOLOJİK VE TARİHİ SÜRECİ - ARAŞTIRMA

ALLAH İSMİ ETRAFINDA Bir Görüş Allah ve Elahh kelimelerinin yazılışları farklı (mı)dır? ELAHH (EeLaaHh) ALLAH (EaLlaaH) Bu nedenle; Elahh = Allah anlayışı doğru kabul edilemez. Sadece birinin, diğerinin kökensel atası veya arka planı olabileceği dikkate alınabilir, bu, kuvvetli bir ihtimal de olabilir zayıf bir ihtimal de. Allah kelimesinin ortasındaki vurgu Arabî’de çok önemlidir ve kat’iyyen ihmâl edilemez. Bir kelimenin içinden bir elemanın çıkarılmasının veya ona bir başka unsurun eklenmesinin herşeyi baştan aşağı değiştireceği gerçeği izahtan vareste. Mesela BaTaLun = Kahraman anlamında bir isimken (bizdeki Battal ’ın karşılığı) ; iptal etmek anlamındaki BaTTaLa bir fiildir (Batl, Bat’l). Arabî yazımda her ne kadar aynı iseler de bir unsurun eklenmesi veya çıkarılması ile anlam tamamen değişmiştir. Alaha kelimesi de Arabî’de bir fiil (yüklem) olup ilâhlaştırmak , ilâhlaştırmak suretiyle tapmak anlamlarını haizdir; İngilizce deify , Fransı...

LACERTUS FIBROSUS

LACERTUS Merhaba sayın Koryürek, Bugünkü makalenizi key(i)fle okudum, bir Boğaz insanı, hele de 20 senedir ülkesini göremeyen bir mültecî! olarak biraz da hayıflandım, o balıkhâneyi bilirim, zaman zaman da bütün diğer balıkhâneleri de gezerdim.  Yüksek müsadenizle bir dil – etimoloji düzeltmesi yapacağım ; Lakerda nın etimolojisi olarak İspanyolca La Kerrida ’yı vermişsiniz ki, katılmam mümkün değil.  Yakında Istanbul’da Küresel Yayınlar’dan çıkacak olan Türk dilindeki Yunanca Kökenli Kelimeler isimli préliminaire kitabımda da bulunabileceği üzere aşağıda bu kelimenin köklerini veriyorum. Bu kelime daha sonraları yani Latince’den Yunanca’ya lakérda λακέρδα ve "palamut veya orkinos tuzlaması" anlamıyla girmiş oradan da Türkçe’ye intikal etmiştir. Lakerda yapan herhâlde çok azalmış olmalıdır. Le Gaffiot, Dictionnaire étymologique latin - Latince etimolojik lugatında dik dörtgen şeklinde olan, uzunca, boyu eninden fazla duran bir hayvan olan kertenkeleni...

KARDOUXOI

MANZİKERT - MALAZGİRT – MANAZGIRT ÜZERİNDEN BUGÜNE DOĞRU BİR GÜZERGÂH VE DEVLETİn / MİLLETİN KÜRD ALGISINDA HİÇBİR DEĞİŞİKLİK YOK İSİMLERE BAKMADAN SIRLARA ERİŞMEK ÇOK ZOR OLUR             Malazgird (Farsî), Malaşkırd (İvrit) , Manazcerd (Asurî-Süryanî), Manazcird (Soranî) , Μαντζικέρτ – Madcikêrt veya Mecikert (Yunanca), Malazgirdi (Zazakî), Mana(va)zkert (Ermenîce), Manzikert (İngilizce, Fransızca), Manzikerteko – Euskara (Basq dili), Malazgirt (Türkçe). – girt soneki (suffix) Doğu Anadolu’da birçok yerleşim biriminde karşılaşılan bir sonektir ve Ermenîce – kert ’ten mülhem olup, - ile/tarafından inşa edilmiştir anlamındadır. Örneklere geçmeden bir iki laf: Bir çok Ermenîce coğrafî yer ismi Ottoman devleti zamanında değiştirilmeye başlandı. Şehirler, kasabalar, köyler, yerleşim birimleri, dağlar, nehirler vs. Bunların başında – kert soneki taşıyanlar gelmektedir: Manavazkert’in dışında Nora-kert, Dikrana-g...