HAWARİ NE Kİ ?
Soruyorlar bana ’Niçin Hawarî ?’...
מצעע (Matsaah, Maşiah) : İbranîce Mesîh, yoldaş, takipçi ma’nâlarıyla Hawarî´nin
karşılığı. אועע (Avaah: Bağlı, fanatik, destekçi, sempatizan,
taraftar, yandaş). Tanítvány (Macarca; tanîtvâni : şakird, takipçi,
talebe, gözbebeği, hawarî). Követő
(Macarca; követö : bağlı, yandaş, hawarî).
Apatsza (Macarca; Apatsa. Keşiş, İyşâ´nın yolundan giden İyşâ yandaşı, hawarî). Penganut (Endonezya
dilinde. Bağlı, yandaş, hawarî). Seguace
(İtalyanca. Bağlı, yandaş, hawarî,
talebe, şakird). Apostolos (Yunanca; hawarî,
yalvaç, yandaş, takipçi). Opados (Yunanca; partizan, takipçi, yandaş,
yoldaş). Apôtre (Yunanca’dan alıntıdır. Apôtr. Fransızca ; Hawarî). Přívrženec
(Priyvrtsenec. Çekçe; bağlı, yandaş, hawarî, talebe, şakird). Последовател
(Posledovatel. Bulgarca; Bağlı, yandaş, hawarî,
talebe, şakird). Pasues (Arnavutça; Bağlı, yandaş, hawarî, talebe, şakird, yoldaş, partizan). Sequaz
(Portekizce; Bağlı, yandaş, hawarî,
talebe). Discipol (disipol. Rumence; Bağlı, yandaş, hawarî, talebe ;
disciple), Adept (Rumence;
partizan, yoldaş, yandaş). Поклонник (poklonnik. Rusça; partizan,
yoldaş, yandaş, hawarî). Sledbenik
(Sırpça ve Hırvatça; partizan, yoldaş, yandaş, hawarî). Seguidor (İspanyolca; partizan, yoldaş, yandaş, hawarî). Anhängare (İsveççe; aynı
anlamda). Послідовник (poslidovnik. Ukrainca). Người theo
(Vietnam dilinde).
Hawârî Kelimesinin Etimolojisi
Hawarî kelimesi Arabî’ye
Habeşçe’den geçmiş olup aslı "Havarya"dır ve yardımcı anlamına gelmektedir. Ayrıca “seçkin
insan” anlamına da gelir.
Hawârî lafzı, حَوْرٌ (hawr)
kökünden türemiş bir kelimedir. Ancak, Arabî’de bu kökten türeyen kelimelerin
birbirinden farklı anlamları vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
Hawr,
gözün beyazının çok beyaz, siyahının da çok siyah olması demektir. Ceylân ve
sığır gözleri buna örnektir (İ. Manzur, 5/6: 296-303). Gözleri bu şekilde olan
kadınlara havrâ’ denir ki; çoğulu ´hûr´dur. Dilimizde
kullandığımız hûrî kelimesi buradan gelmektedir.
Burada iri bir parantez açıp farklı bir
kavrama bakacağız : Dil âleminde hâlâ daha tartışılan bir kavram
var : İngilizce fahişe anlamına
gelen whore. Bunun h’urî kelimesiyle akrabalığı var. Bu kelime İngilizce’ye Proto-Germanik bir kelime olan ve sevgili anlamıyla – horo - geçiyor. Bu horo
kelimesinin aslı Proto-Hind-Avrupa lisanında karo veya kehro ve sevgili, maşuka anlamlarında kullanılıyor. Eski Yukarı Almanca’da
huora, Modern Almanca’da hüre, Dutch lisanında hoer, Eski Norveççe’de hora, İsveççe hora, Latince ise carus.
Latince carus Fransızca’ya chère (sevgili,
sevgideğer) biçimiyle geçiyor. Bu cümlelerden olarak bazı dilbilimciler Arabî hurî kelimesinin de Hind-Avrupa kökenli
bu kelimeden geldiğini ileri sürüyorlar ki, doğru olma ihtimali yüksektir ancak
anlamı itibarıyla hurî kelimesinin fahişe değil de sevgili, sevgideğer
anlamlarında kullanılmış olması çok daha güçlü bir ihtimaldir. Parantezi
kapatıp devam edelim.
Tenleri
ve cild renkleri temiz ve beyaz olan kadınlarla, şehir kadınlarına da hawâriyyât denir. Hawr
kökünden gelen hawârî ise, elbise ağartan demektir. Bunun
için Araplar, elbiseyi iyice temizleyip bembeyaz yaptıkları zaman hawwartü’s-siyâbe
derler. Hawârî kelimesi ´bütün ayıplardan arınmış´
anlamına da gelir ki; ağartılmış, hâlis una huwwâr denmesi
bundandır. Ayrıca hawârî kelimesi, hâlis ve samimî dost, bir
kimseye ileri derecede yardım eden demektir (İ. Manzur, a.y.; ez-Zebidî,
3:160-164). Türeyen bu kelimeler genel itibariyle beyazlıkla, temizlikle
alâkalıdır.
Hawr, ayrıca rücû’ (dönüş) ma’nâsında olup ´bir
hâlden bir hâle dönmek´, demektir. Ayrıca eksiklik anlamı da vardır ki, burada ziyâdeden noksanlığa doğru bir
dönüş söz konusudur. Nitekim bir hadiste; “الْحَوْرِ بَعْدَ الْكَوْرِ مِنَ أُعُوذُ
بِاللهِ / Allah’ım kemâlden sonraki noksanlıktan sana sığınırım”
(Tirmizî, “Deavât”, 41) şeklinde geçmektedir. ( حَوَّرَاللهُ فُلاَنًا) “Hawwara’llahü
fülânen” dendiğinde de, “Allah onu perişân etsin!”, yani “Ona
eksiklik versin” ma’nâsı kastedilir. Başın etrafında döndürülmesinden
dolayı sarığı sarmak ma’nâsı için de hawr kelimesi kullanılmıştır.
Yine hawr kökünden (أَحَارَ) ehâra (red cevabı vermek,
isteği geri çevirmek), (تَحَاوَرَ) tehâwera (tartışmayı
sürdürmek), (حَاوَرَ) hâwera (tartışmak, karşılıklı konuşmak), (حَاوَرَ)
istehâre (soru sorup cevap istemek) kelimeleri türemiştir. Hamuru
açmak, devenin gözünün çevresini dağlamak anlamındaki (أَحَارَ) hawwera
lâfzı da buradan gelir. Bu bakımdan, oklavaya (مِحْوَرٌ) mihwer
denir. Bütün bunlarda bir hâlden başkasına dönüşme söz konusudur (İ. Manzur,
a.y.; ez-Zebidî, a. y.).
Hawr kökünden türeyen daha başka değişik
kelimeler ise, zıtlık, karşıtlık, düşmanlık; müşteri yıldızı; şehir, bölge;
şaşmak gibi farklı ma’nâlara sahiptir.
Lâfzın Qur’ân’da Kullanılması ve Kazandığı Anlamlar
Qur’ân’da hawr
kökünden türeyen kelimeler on üç ayrı yerde geçmektedir. Bunlardan İnşikak
84/14’de (تَحَاوُرَكُمَا) yehûra şeklinde muzari kalıbında geçen
kelime, ‘dönmek’ anlamındadır. Burada ahirette diriltilmeyeceklerine
işaretle kitabı arkadan verilenler anlatılmaktadır. Kehf 18/34 ile 37.
âyetlerde ise ( يُحَاوِرُهُ ) yuhâviruhû şeklinde muzari
kalıbında geçen kelime ‘iki kişinin karşılıklı konuşması’nı ifade
etmektedir. Mücadele 58/1’deki kullanımı (تَحَاوُرَكُمَا) tehâwuraküma
şeklinde mastar olup, iki kişi (Havle binti Sa’lebe ile kocası Evs
İbn Samit el-Ensarî) arasındaki tartışmayı ifade etmektedir (Razî 1991,
21:351). Duhan 44/54, Tûr 52/20, Rahmân 55/72 ve Vâkıa 56/22. âyetlerde ise (حُورٌ)
hûrun kelimesi geçmektedir. Hûr, (أَحْوَارٌ) ehwâr
ve (حَوْرَاءُ) hawrâ’ kelimelerinin çoğuludur; gözünün
beyazı çok beyaz, siyahı da çok siyah olan güzel kadınlara verilen
isimdir. Âl-i İmrân 3/52, Mâide 5/112, Sâf 61/14. âyetlerde de (حَوَارِيُّونَ )
hawâriyyun olarak geçmekte ve fâil (etken) görevi görmektedir.
Mâide 5/111. ve Saf 61/14. âyetlerde ise ( حَوَارِيِّينَ ) hawâriyyin
şeklinde ve mef’ûl (edilgen) görevindedir. Son iki kullanımda ‘hawârîler’
ma’nâsına gelip, terim anlamındadır. Hawârî
kelimesi ışığında bu âyetlerin tefsirinden biraz bahsedelim:
Âl-i İmrân 3/52. âyetine göre, Hz. İyşâ,
Yahudîler´in inkârlarını ya açıkça söylemeleriyle ya da onların küfürde ısrarlı
olduklarını, kendini öldürmeye niyetlendiklerini kendi yakınî bilgisiyle
hissetti (Razî, 6:335). Bu hissetmeden sonra Hz. İyşâ dînini tebliğ ve
kendini savunmaları için (Taberî 1996, 2:269) şöyle demiştir: “Allah’a
(doğru giden yolda) bana yardım edecekler kim?” Hawârîler, biz “Allah’ın
(dîninin) yardımcılarıyız. Allah’a inandık. Bizim Müslümanlar olduğumuza sen
şâhid ol!” şeklinde cevap verdiler (Âl-i İmran, 3-52-53).
Âlimler, söz konusu âyetlerde hawârîlerin
niçin bu isimle adlandırıldıkları konusunda ihtilâf etmişlerdir. Onların
elbiselerinin beyaz olması; her türlü nifak ve şüpheden arınmış bulunan
kalblerinin beyaz bir elbiseye benzemesi; elbise temizlikçiliği yapmaları vb.
sebeplerle (Razî, 6:335-344) onlara bu ismin verildiğine dâir yorumlar
yapılmıştır. Razî’de geçen bir rivâyete göre Hz. İyşâ çamaşır
yıkayan bir topluluğa uğramış ve onları imâna çağırmıştır. Onlar da imân
etmişlerdir. Çamaşır yıkayan kimseye Nabat dilinde ( هَوَارِي ) hewarî
denilirdi ki, çamaşırcı ma’nâsınadır. Daha sonra bu kelime
Arapçalaşarak ( حَوَارِيٌّ ) hawârî şeklini aldı.
Bazı âlimlere göre ise hawârîlere
bu isim, Hz. İyşâ’ya yardımcı olmaları sebebiyle verilmiştir. Çünkü
Arapça’da hawârî kelimesi ensâr kelimesi ile hemen hemen eş
anlamlıdır (Mevdudî 1986, 1:229). Nitekim Rasûlullah (s.a.v.), Hendek
Muharebesi’nde insanları yardıma çağırınca, Zübeyr b. Avvam hemen icabet
etmiş, sonra tekrar onları yardıma çağırmış, yine Zübeyr koşmuştu. Bunun
üzerine Rasûlullah, “إِنَّ لِكُلِّ نَبِيٍّ حَوَارِيٌّ وَإِنَّ حَوَارِيِّي الزُّبَيْرُ
بْنُ عَوَّامٍ“ / Her peygamberin bir hawârîsi vardır, benim de hawârîm
Zübeyr b. Avvam’dır”, buyurmuşlardır (Buharî, “Fedâil-ü Ashâbı’n-Nebiyy”,
65). Burada hawârî kelimesi ensâr anlamında kullanılmıştır. İslâm
tarihinde Mekke muhacirlerine kucak açıp yardım eden Medine halkına ensâr
(Yardımcı olanlar, nasr eyleyenler) denilmişti. Mevdûdî, ensâr
lâfzı ile ilgili olarak şu açıklamayı yapmaktadır: “Gerçekte bu, bir kulun
ulaşabileceği en üst derecedir. Çünkü namaz kılarken, oruç tutarken ve bu gibi
diğer ibadetleri yaparken insanın konumu sadece kul olmaktır. Fakat o, Allah’ın
dîninin yayılmasına çalıştığında, Allah’ın dostu ve (dîninin) yardımcısı olma
gibi eşsiz ve yüce bir konuma yükselmektedir. Bu da, bir insanın bu dünyada
ruhî yücelme ile kazanabileceği en yüksek makamdır” (Mevdudî, 1:229).
Ayrıca Saf 61/14 Ey inananlar, Allah’ın yardımcıları olunuz. Nitekim Meryem
oğlu İyşâ da hawârîlerine şöyle demişti: “Allah yolunda benim
yardımcılarım kimlerdir?” Hawârîler: “Allah’ın dîninin yardımcıları
biziz demişlerdi”, âyetinde, hawâriler Allah’ın dîninin
yardımcıları olarak anılmaktadır. Âyetten de anlaşıldığına göre hawârî
kelimesi, bir kimsenin çok yakın dostu ve yardımcısı anlamına gelmektedir.
Kimi rivâyetlere göre hawârîlerin
bir kısmı balıkçı, bir kısmı idarede yüksek makam sahibi, bazısı da
çamaşırcıdır. Ama hepsi, Hz. İyşâ’ya yardım etme, ona itaat ve hizmet
etmede son derecede ihlâslı ve samimî oldukları için, hawârî olarak
isimlendirilmişlerdir. (Razî, a.g.e., 6:335-344)
Hawârîler “نَحْنُ أَنْصَارُاللهِ / Biz
Allah’ın (dîninin) yardımcılarıyız” dedikten sonra "Allah’a imân
ettik” ilâvesinde bulunmuşlardır ki bu, Allah’a imân ettiğimiz için O’nun dînine
yardım ederek, dostlarını savunarak, düşmanlarıyla savaşarak Allah’a yardım
etmemiz gerekir anlamında illet ve sebep bildiren bir ifadedir. Daha sonra
onlar, " وَاشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ / Bizim Müslümanlar olduğumuza
sen şâhid ol” diyerek Hz. İyşâ’yı, aynı zamanda Cenâb-ı Allah’ı
(c.c.) kendi üzerlerine şâhid tutmak istemişlerdir. Bu ifade hakkında iki
açıklama yapılmıştır: a) “İtaat ve teslimiyetimize şâhid ol!” demektir.
b) Onların ve bütün peygamberlerin dînlerinin İslâm olduğuna dâir hawârîlerin
ikrâr ve itirâfıdır (Razî, a.y.).
Hawârîler Hz. İyşâ’yı, imân ettikleri ve Müslüman oldukları hususunda şâhid
tutmalarının ardından, Allah’a yalvararak “Ey Rabbimiz, indirdiğine inandık,
Elçiye uyduk. Bizi de şâhid olanlarla (tanıklık edenlerle) birlikte yaz”
diye duâ etmişlerdir. Onlar, “Allah’a inandık” demekle Allah’a; “senin
indirdiğine inandık” sözüyle Allah’ın kitabına inandıklarını, “elçine
uyduk” dediklerinde ise Allah’ın Resûlü’ne imân ve itaat üzere olduklarını
beyân etmişlerdir. Allah’a yaklaşmayı ve O’nun sevabını umarak “bizi şâhid
olanlarla birlikte yaz” duâsında bulunmuşlardır. Âyetten de anlaşıldığına
göre, şâhid olanlar, hawârîlerden daha ileri dereceye sahiptirler
(a.y.). Râzî, bu konuda müfessirlerin yapmış olduğu açıklamaları şöyle sunar:
a) “Şâhidlerle birlikte”, Hz.
Peygamber (s.a.v.) ve O’nun ümmetiyle beraber demektir.
b) “Bizi peygamberler zümresine
kaydet” demektir. Çünkü Allah onların duâlarını kabûl etmiş, onların her
birini nebî ve resûl yapmış, böylece onlar ölüleri diriltmiş ve Hz. İyşâ’nın
yapmış olduğu her şeyi yapmışlardır. (Tabiî ki bu, müfessirlerden bazılarının
görüşüdür).
c) “Bizi, senin birliğine ve
peygamberlerin doğruluğuna şehâdet edenler zümresinin içine yaz”
ma’nâsındadır.
d) “Bizim adımız Melek-i Â’lâ ve
mukarreb melekler yanında meşhur olsun” anlamındadır. Çünkü Allah, “Hayır
hayır, iyilerin yazısı muhakkak İlliyyîn'dedir” (Mutaffifîn, 83/18,
Elmalılı Tefsiri) demektedir.
e) Hawârîler, istidlâl (delîl
getirme) makamından, şuhûd ve mükâşefe makamına yükselmek istemişlerdir.
f) “Bizi, kendilerine gelecek olan
güçlük ve elemlere aldırış etmeyen kişiler kıl ki; bunun sonucunda verdiğimiz
yardım sözünü hakkıyla yerine getirebilelim” demektir.
g) “Adlarını kendi isminle beraber
zikrettiğin ilim sahipleriyle beraber kıl” ma’nâsında bir duâdır. (Razî,
4:342)
Allah’a, kitabına, peygamberine imânlarını
bu şekilde dile getiren hawârîler, kendilerinden daha üstün makama sahip
şâhid olanlarla beraber olma taleplerini de arz etmişlerdir.
Hawârî
kelimesinin geçtiği diğer bir âyet de Mâide 5/112’dir. Burada hani hawârîler, “Ey
Meryem oğlu İyşâ, senin Rabb’in gökten bir sofra indirebilir mi?”
demişlerdi. O da: “Gerçekten imân ediyorsanız, Allah’tan korkun”, dedi.
buyrulmaktadır. Bu âyete göre bir kısım âlimler, hawârîlerin gerçekten
Allah’ın gücünden ve dînlerinden şüphe ettiklerini, anlamışlardır (Taberî,
3:449). Hattâ Seyyid Kutub, ilgili âyetin tefsirinde, bu sözle hawarîlerin
dört-beş hatayı birden yaptıklarını kaydeder. Çünkü onlar, Hz. İyşâ’nın
hak peygamber olup olmadığını anlamak için mûcize isteyerek, “Rabbin gökten
sofra indirebilir mi?” demişlerdir. Ayrıca Hz. İyşâ’nın “Gerçekten
imân ediyorsanız, Allah’tan korkun” şeklindeki cevabı, onların imân
konusunda kâmil olmadıklarına delâlet etmektedir (Razî, 9:285). Abdullah b.
Abbas’tan bu konuda şu nakilde bulunulmaktadır:
Hz. İyşâ İsrailoğulları’na, “Sizler Allah için oruç
tutup da sonra da bir şey dileyecek olursanız, O size dilediğinizi verir. Çünkü
çalışanın ücretini onu çalıştıran verir” dedi. Onlar da 30 gün oruç
tuttuktan sonra, “Ey hayırların muallimi, bize, çalışanın ücretini onu
çalıştıran verir, demiştin. Bize otuz gün oruç tutmamızı emrettin, biz onu
yaptık. Biz, herhangi bir kimseye otuz gün çalışacak olsaydık o bizi, işi
bitirir bitirmez yedirip doyururdu. Şimdi senin Rabbin bize gökten bir sofra
indirebilir mi?” dediler. Sonra “Eğer hakkıyla imân edenlerdenseniz, bu
gibi soruları sormaktan dolayı Allah’tan korkun” âyetini indirildi.
(Taberî, 3:450).
Bu nakilde bulunan âlimler, bu sözü hawarîlerin
imân zaaflarının göstergesi olarak yorumlamışlardır. Diğer bir grup âlime göre
de bu soruyu soran hawârîler, aslında Allah’ın kudretinden şüphe
etmiyorlardı, fakat Hz. İyşâ’nın Allah’tan yemek isteyip isteyemeyeceğini
öğrenmek istiyorlardı. Böyle diyen âlimler âyeti “ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ “
yerine “ هَلْ تَسْتَطِيعُ رَبَّكَ “ şeklinde okumuşlardır. Bu durumda anlam “Rabbi’nin
gücü yeter mi?” değil, “Sen Rabbinden dileyebilir misin?” olmaktadır
(Taberî, 3:449). Bu okuyuşta Hz. İyşâ’nın gücü ve kudretinden şüphe
varsa da, bunun Allah’ın gücü ve kudretinden şüphe etmekten daha evlâ olduğuna
dâir yorumlar yapılmıştır (Razî, 9:284). Üçüncü bir âlim grubu ise, hawarîlerin
ne Allah’ın ne de Hz. İyşâ’nın gücünden şüphe etmediklerini ancak fakir
oldukları için bir sofra istediklerini söylemişlerdir. Çünkü onlar, Hz. İyşâ’nın
her gün üzerlerine indirdiği bir sofra ile geçinip, güç kazanıp Allah’a ibâdet
etmek istiyorlardı. Hz. İyşâ ise imtihan sebebi olması korkusuyla ve de
rızk konusunda Allah’a tevekkül etmeleri için onları bu isteklerinden men etmek
istemiştir (İ. Kesir 1984, 6:2523).
İhtimal ki, Müslümanlıkları’nın ilk
döneminde böyle bir istekte bulunmuş olan hawarîler, yaptıklarının hata
olduğunu anlayıp, özür dileme makamında maksatlarını ve samimiyetlerini ifade
için (Yazır, 3:365) “Ondan yemeyi kalblerimizin iyice tatmin olması, bize
doğru söylediğini bilmek ve ona şâhidlik edenlerden olmak için istiyoruz”
açıklamasında bulunmuşlardır. Onların bu istekleri Hz. İbrahim’in “ وَلَكِنَّ
لِيَطْمَإِنَّ قَلْبِي / kalbimin iyice tatmin olması için” (Bakara,
2/260) demesine de benzetilmiştir. Onlar, Allah’ın bunu yapabileceğini ortaya
koyup takrir etmek istiyorlardı (Razî, 9:285) Yani taleplerini, yanlış bir
uslûb olan böyle bir soru vesilesiyle dile getirmelerine rağmen, hawârîlerin
Allah’a imânları tamdı ve Hz. İyşâ’ya yardımları devamlıydı.
Ashab-ı Karye’ye gönderilen
elçilerin de (Yâ-Sîn, 36/13) Hz. İyşâ’nın hawarîleri olduğuna
dâir tefsirlerde yorumlar vardır (Yazır, 6:406). Şu kadar ki, bu yorumlar
tahkik ehli müfessirlerce kuvvetli deliller ileri sürülerek fazla kabûl
görmemiştir (Yazır, a.y.; Mevdudî, ilgili âyetlerin tefsirinde). İslâm tarihi
kaynaklarında hawarî terimi,
öncelikle Hz. İyşâ’nın oniki yardımcısı için kullanılıyorsa da, Hz.
Peygamber’in İkinci Akabe Biatı’ndan sonra Medineliler’e vekil tâyin
ettiği üçü Evs kabilesinden, dokuzu da Hazrec kabilesinden olan toplam oniki
kişiye de hawarî denilmektedir. Bazı İslâmî kaynaklar ise, Kureyş’ten Ebû
Beqr, Umer, Uthman, Âlî, Hamza, Cafer b. Ebî Talîb, Ebû Ubeyde b.
Cerrah, Osman b. Maz’un, Abburrahman b. Avf, Sa’d b. Ebî Vakkâs, Talha b.
Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvam’dan oluşan on iki sahabîyi hawarî olarak
adlandırmaktadır. (Cilâcı, 16:515)
Mevcut
İnciller’de Hawârîler
Batı dillerinde hawarî’nin karşılığı olarak kullanılan apostle ve apôtre
kelimeleri Yunanî’de ‘bir görevi ifâ etmek üzere gönderilen’ anlamındaki
Apostolos’tan (Αποστολος) gelmektedir. İnciller, onların isimlerini küçük
farklılıklarla şu şekilde verir: Simun Petrus (Simvn o PetroV; Andreas’ın erkek kardeşi), Andreas (AndreaV; ο Πρωτόκλητος), Ya’kub (IakvboV ; Zebedi’nin oğlu), Yuhanna (IvannhV -
euaggelisthV; Zebedi'nin
oğlu), Filipus (FilippoV), Bartolomeus (BartqolomaioV ή Ναθαναήλ), Thomas (QvmaV), Matta (MaqaioV euaggelisthV), Ya’kub ((IakvboV ; Alfeus’un oğlu), Thaddeus (QaddaioV), Gayur Simun (Simvn o KananithV – Kenanî Simun veya Şimun), Yahuda İskariyot (IoudaV IskarivthV). (Matta, 10: 2-4; Markos, 3:16-19).
İncillerdeki
hawarîler hakkındaki bilgiler Qur’ân’dakinden tamamen farklıdır.
Qur’ân’da “Allah’a inandık… peygambere uyduk” diyen hawarîler,
İnciller’de, ‘Sen hayy olan Allah’ın oğlu Mesîh’sin” (Matta, 16:16);, “…biz
de onun izzetini babanın biricik oğlunun izzeti olarak gördük” (Yuhanna,
1:14) diyerek, Hz. İyşâ’ya ulûhiyet nisbet etmektedirler.
Ayrıca Hz. İyşâ’nın önemli yetkiler verdiği hawarîlerden Yahuda
İskariyot hırsızlık yapmakla suçlanmakta (Yuhanna, 12:5-6), 30 gümüş
karşılığında Hz. İyşâ’yı satarak, diğer hawarîlerle birlikte
yediği son akşam yemeğinde onun yerini haber verip, onu bir kısım Yahudîler’e
yakalatmakla da itham edilmektedir (Matta, 26:14-16; 47-51). Qur’ân’a göre ise,
Allah’ın kudretiyle bir benzetme olmuş (bu benzetmenin keyfiyeti yoruma
açıktır) ve Hz. İyşâ çarmıha gerilmemiştir. Allah, çarmıha germe
işleminden önce Hz. İyşâ’yı kendi yanına yükseltmiştir (Nisâ, 4:158).
Qur’ân’da benzetmenin keyfiyeti konusunda kesin ifadeler yer almadığı gibi,
herhangi bir hawarî de ihanetle suçlanmakta değildir.
Mevcut İnciller’e göre hawarîler
Hz. İyşâ’dan hastaları iyileştirme, insanları kötü ruhlardan
koruma ve ölüleri diriltme gibi mûcizeler gösterme yetkilerini almışlardır
(Matta, 10:8). Ayrıca onlar, Hz. İyşâ’nın göğe yükseltilmesinden on gün
sonraya rastlayan Pentikost - Πεντηκοστή
[ἡμέρα]; Ellinci Gün - bayramında Rûhu’l-Quds’le dolmuş ve her biri,
çeşitli milletlerin dillerini konuşup anlar hâle gelmişlerdir (Rasûllerin
İşleri, 2:1-4). Pentikost bayramı Yahudîler’in Şavuot veya Haftalar Bayramı inancından esinlenilmiş bir
gündür. Daha ilk dönemlerden itibaren katakomblarda (Κατακομπος) ve
Hristiyan lâhitlerinde hawârîlerin tasvirleri yapılmış ve her birisine ayrı
bir sembol verilmiştir (Cilâcı, 16:515).
Değerlendirme
Hawârî kelimesi, dînler tarihinde
kavram olarak Hz. İyşâ ile ortaya çıkmış bir kelimedir (Dînler Tarihi
Ansiklopedisi 1976, Fasikül: 11, 249). Hawârîler, Hz. İyşâ’ya
ilk imân eden, kendisi hayatta iken ve kendisinden sonra Hristiyanlığı dünyaya
yaymada yardımcı olmaları için Hz. İyşâ’nın seçtiği (Luka, 6:13), bazı
kerametler sahibi on iki kişidir. Hawârîler’in sayısının on iki olması
bir rastlantı değildir. Gerek Eski Ahid’de (Ahd-i Atîk, Old Testament)
gerekse onun kaynağı olan eski çağ inanışlarında, Mezopotamya, Mısır, Anadolu
kavimlerinde on iki sayısının kutsallığı biliniyordu. Hz. İyşâ’nın
çevresinde toplananların bu sayının çok üstünde olduğu bir gerçektir. Ancak Yeni
Ahid’de (New Testament, Ahd-i Cedîd) on iki hawârî adı
sayılmaktadır. Ayrıca hawârîlerin sayısının on iki olması,
İsrailoğulları’nın on iki kabilesiyle de ilgilidir. Çünkü İnciller’e göre Hz.
İyşâ, “Her şey yenilendiğinde, İnsanoğlu (Mesîh) görkemli tahtına
oturduğunda, ardımdan gelmiş olan sizler, on iki tahta oturup İsrail’in on iki
oymağını yargılayacaksınız” (Matta, 19:28) diyerek bu alâkayı ifade
etmiştir.
İslâm Ansiklopedisine göre;
Hawarî
Hz. İyşâ'nın yardımcıları. Bu kişilerin kassâr
(çamaşırcı) veya avcı oldukları söylenir. Bazı bilginlere göre bunlara Hawârî
denmesinin sebebi; onların, insanların ruhlarını dîn ve ilim öğreterek
arındırmalarından dolayıdır... Avcı olmaları ise, insanların ruhlarını
kararsızlıktan kurtararak Hakk’a döndürmelerindendir (Râğıb Isfahânî,
el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, Mısır 1970, s. 192). Nitekim beyaz giydikleri
için bu ismi aldıkları da söylenir (Buhârî, Fedâilu's-Sahâbe,13).
Bunlara,
"Hz. İyşâ'nın, dîni yaymak için seçip gönderdiği elçileri" de
denilmektedir (S.G.F. Brandon, A Dictionary of Comparative Religion, London
1970, s. 92).
Hawârîler peygamberlerin yakın takipçileri olan seçkin
kimselerdir. Zeccâc, "Hawârîler peygamberlerin hâlis ve samimî
dostlarıdır ve hayırlı kimselerdir" demiştir. Buna delîl olarak da Hz.
Peygamber'in "Her Peygamber’in hawarîsi vardır, benim hawârîm de Zübeyr
İbn Avvam'dır" hadisini zikretmiştir (Buhârî, Cihâd, 40, 41; Müslim,
Fedâilu's-Sahabe, 48; İbn Mâce, Mukaddime, 11). Peygamber Efendimiz: "Zübeyr
benim ashabımın seçkinlerindendir ve yardımcımdır" demek suretiyle, hawarîlerin
peygamberlerin yardımcıları olduklarına işaret etmek istemiştir. Yine Zeccâc'a
göre Hz. Peygamber'in ashabının tamamı hawarîdir (İbn Manzur, Lisanü'l
Arab, Beyrut (t.y), IV, 220).
Hawârîlerin,
Peygamberler’in yakın dostları ve talîbleri olduğuna Qur'ân-ı Kerîm'de şöyle
işaret edilmektedir:
"İyşâ onların inkârlarını hasredince:
"Allah
uğrunda yardımcılarım kimlerdir?" dedi. Hawârîler şöyle dediler,
"Biz
Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a inandık, O'na teslim olduğumuza şâhid
ol", "Rabb’imiz! İndirdiğine inandık, Peygamber’e uyduk; bizi şâhid
olanlarla beraber yaz..." dediler (Alu İmrân, 3/52-54). Diğer bir
âyet-i kerîme'de de, mü'mînlere hitâben:
"Ey inananlar! Allah'ın
dîninin yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İyşâ, Hawarîler: "Allah'a
giden yolda yardımcılarım kimlerdir?" deyince, Hawarîler: "Allah'ın
dîninin yardımcıları bizleriz" demişlerdi... (es-Saff 61/14).
Hawârîler'in
Hz. İyşâ'dan, Allah'ın gökten bir sofra indirmesini istedikleri Qur'ân-ı
Kerîm'de şöyle ifadeedilmektedir: "Hawârîler: "Ey Meryem oğlu
İyşâ! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi de,
"İnanıyorsanız Allah'tan sakının" demişti. "Ondan
yemeyi, kalblerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona
şâhid olmayı istiyoruz"dediler... Allah, "Ben onu size indireceğim;
bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, dünyalarda kimseye azâb etmeyeceğim
şekilde ona azâb edeceğim" dedi" (el-Mâide, 5/111-115).
Kürdî’deki ´Hawar´ ve ´Hewal´
kelimeleri ile İbranî ve Arabî Havra kelimeleri de aynı kökten
gelmektedir.

Yorumlar
Yorum Gönder