Hip(p)okrat(is) yemini var
ya, hani herkes üzerine bir şeyler söyler... Türkiye’de Tıp Fakülteleri’nde
dile getirilen yeminle neredeyse alakası yok. Tamamı çok uzun, bu iki, gitgide
eğilip bükülüyor ve kimsenin (devletin) taktığı yok bu da üç. Yazmak farz oldu:
Hipokrat Yemini’nin
Günümüzdeki Hâli;
“Tıp
fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri
kötüye kullanmayacağıma,
hayatımı
insanlık hizmetlerine adayacağıma, insan hayatına mutlak surette saygı
göstereceğime ve bilgilerimi insanlık aleyhine kullanmayacağıma,
mesleğim
dolayısıyla öğrendiğim sırları saklayacağıma,
hocalarıma
ve meslektaşlarıma saygı göstereceğime,
din,
milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına
girmesine izin vermeyeceğime,
mesleğimi
dürüstlükle ve onurla yapacağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim”.
Yukarıdaki
kısa metin Türkiye’de neredeyse hiç uygulanmamaktadır;
1. Siyasî-ideolojik fikri doğrultusunda
birçok hekîm için;
a)
Ermenîler,
b) Elenler, c) Kürdler, d) Asurî-Süryanîler, e) Yahudîler
f)
Hristiyanlar,
g) Animistler, h) Paganlar / Şamanlar, ı) Zerdüştler, i) atheistler /
tanrıtanımazlar, j) agnostikler, k) laikler / sekülaristler, l) heteroseksüel
olmayanlar (farklı cinsî tercihleri benimsemiş olan insanlar, m) hayat
kadınları, ‘hafîf’ giysili kadınlar, hafif meşreb olduğuna kanaat getirilen
kadınlar, n) Sosyalistler, o) Komünistler
Derhâl GEBERMELERİ! gereken ve o nedenle
de üzerine fazla düşülmemesi gereken insanlardır ve hatta İNSAN DEĞİLLERDİR!
15 sene öncesinin konseptinde mütesettîr
kadınları ve sakalları ‘rahmanî bir izlenim veren’ erkekleri de bu kategoriye
eklemek gerekir. Şimdi onlar bu listenin dışında ve egemen gücün tarafında
oldukları için sorunları yoktur ve olmamalıdır da.
Aşağıda Yunanca orijinal metni veriyorum
|
ΟΡΚΟΣ
Ὄμνυμι Ἀπόλλωνα ἰητρὸν, καὶ Ἀσκληπιὸν, καὶ Ὑγείαν, καὶ
Πανάκειαν, καὶ θεοὺς πάντας τε καὶ πάσας, ἵστορας ποιεύμενος, ἐπιτελέα
ποιήσειν κατὰ δύναμιν καὶ κρίσιν ἐμὴν ὅρκον τόνδε καὶ ξυγγραφὴν τήνδε· ἡγήσασθαι
μὲν τὸν διδάξαντά με τὴν τέχνην ταύτην ἴσα γενέτῃσιν ἐμοῖσι, καὶ βίου κοινώσασθαι,
καὶ χρεῶν χρηΐζοντι μετάδοσιν ποιήσασθαι, καὶ γένος τὸ ἐξ ωὐτέου ἀδελφοῖς ἴσον
ἐπικρινέειν ἄῤῥεσι, καὶ διδάξειν τὴν τέχνην ταύτην, ἢν χρηΐζωσι μανθάνειν, ἄνευ
μισθοῦ καὶ ξυγγραφῆς, παραγγελίης τε καὶ ἀκροήσιος καὶ τῆς λοιπῆς ἁπάσης μαθήσιος
μετάδοσιν ποιήσασθαι υἱοῖσί τε ἐμοῖσι, καὶ τοῖσι τοῦ ἐμὲ διδάξαντος, καὶ
μαθηταῖσι συγγεγραμμένοισί τε καὶ ὡρκισμένοις νόμῳ ἰητρικῷ, ἄλλῳ δὲ οὐδενί.
Διαιτήμασί τε χρήσομαι ἐπ´ ὠφελείῃ καμνόντων κατὰ δύναμιν καὶ κρίσιν ἐμὴν, ἐπὶ
δηλήσει δὲ καὶ ἀδικίῃ εἴρξειν. Οὐ δώσω δὲ οὐδὲ φάρμακον οὐδενὶ αἰτηθεὶς θανάσιμον,
οὐδὲ ὑφηγήσομαι ξυμβουλίην τοιήνδε· ὁμοίως δὲ οὐδὲ γυναικὶ πεσσὸν φθόριον δώσω.
Ἁγνῶς δὲ καὶ ὁσίως διατηρήσω βίον τὸν ἐμὸν καὶ τέχνην τὴν ἐμήν. Οὐ τεμέω δὲ οὐδὲ
μὴν λιθιῶντας, ἐκχωρήσω δὲ ἐργάτῃσιν ἀνδράσι πρήξιος τῆσδε. Ἐς οἰκίας δὲ ὁκόσας
ἂν ἐσίω, ἐσελεύσομαι ἐπ´ ὠφελείῃ καμνόντων, ἐκτὸς ἐὼν πάσης ἀδικίης ἑκουσίης
καὶ φθορίης, τῆς τε ἄλλης καὶ ἀφροδισίων ἔργων ἐπί τε γυναικείων σωμάτων καὶ ἀνδρῴων,
ἐλευθέρων τε καὶ δούλων. Ἃ δ´ ἂν ἐν θεραπείῃ ἢ ἴδω, ἢ ἀκούσω, ἢ καὶ ἄνευ
θεραπηΐης κατὰ βίον ἀνθρώπων, ἃ μὴ χρή ποτε ἐκλαλέεσθαι ἔξω, σιγήσομαι, ἄῤῥητα
ἡγεύμενος εἶναι τὰ τοιαῦτα. Ὅρκον μὲν οὖν μοι τόνδε ἐπιτελέα ποιέοντι, καὶ μὴ
ξυγχέοντι, εἴη ἐπαύρασθαι καὶ βίου καὶ τέχνης δοξαζομένῳ παρὰ πᾶσιν
ἀνθρώποις ἐς τὸν αἰεὶ χρόνον· παραβαίνοντι δὲ καὶ ἐπιορκοῦντι, τἀναντία
τουτέων.
|
Bu
Yemin – eser demek gerekiyor – şekli (form) ve yücelttiği fikirler itibarıyla,
dünya edebiyatının şaheserlerinden biri sayılmalıdır. Bu benim fikrim. Bu eser,
Asklipiades ailesinin en nadide ve en
kırılgan parçalarından biri sayılır. Büyük bir ihtimalle eser zaten aile
arşivlerindeydi ve Hippokratis (Hippokrat ve Türkçe’deki ısrarlı yanlış
yazımı itibarıyla Hipokrat) bu esere
nihaî biçimini kazandırmıştır. Otantikliği konusunda hiçbir şüphe
bulunmamaktadır. En eski şahidler arasında Erotien’i,
Scribonius Largus’u, Saint Jérôme’u, Saint Grégoire de Nazianze’yi, Theofilos’u,
Priscianus’u, Suidas’ı ve modern dönem şahidler arasında ise Lemos’u, Foes’i, Meibom’u, Triller’ı, Boerner’i, Gruner’i, Ackermann’ı, Littré’yi
sayabiliyoruz. Zaten Hippokratis’in
çağdaşı ve çağcılı olan Platon da (Eflatun; de Leg. IV, p. 720, A) bu yeminin içeriğini teyid
etmektedir. Kos’un medar-ı iftiharları arasında baş köşeye bu metni
oturtuyoruz. Esere bakarsak hasta tedavi eden iki tür sağaltman (therapiste;
thérapeute) vardır: hekîmlerin hızmetkârları – ki, onlara da vaktinde hekîm
denirdi – bunlar devrin pratisyen hekîmleri pozisyonundadırlar ve hekîmlerin
yanında bir tür formasyon yaparken tababetin temel kurallarını talim ederlerdi.
İkinci grupta ise hekîmler vardır ve bunların önemli bir kısmı ‘baba mesleği’
olarak hekimliği tercih ediyorlardı. Devrinde bu yemîn, hekimlik san’atının
kudsiyetine nazaran hekîmler tarafından icra-i san’at öncesinde (tıbbî müdahale
öncesinde) ‘ezbere’ okunurdu. Bu, adeta dua gibi okunan, bölüm 3’e ayrılabilir:
birinci kısım yakarış / dua kısmı, ikinci kısım hekîmin hastasına karşı uymak
zorunda olduğu kurallar, mes’ûliyet ve ve izzet-i nefs ve hürmet kısmı ise beddua
ve lanetten oluşur.
YEMİN
Hekîm Apollon, Aesculapios, Hygeia ve
Panakeia adına, bütün ilâhlar ve ilâhelerin şahadetiyle yemin ederim ki,
aşağıdaki yemini ve yazılı akdi sadakatle, kabiliyetim ve gücüm yettiğince
yerine getireceğim. Bu sanatı bana öğreteni ebeveynim yerine koyacağım, hayatımı
onunla paylaşacağım ve ihtiyacı olursa mallarımı onunla bölüşeceğim,
çocuklarına kardeş gözüyle bakacağım, istedikleri takdirde bu doktrini onlara
ücretsiz ya da yazılı bir söz almaksızın öğreteceğim, bilgilerimi oğullarıma,
ustalarımın oğullarına, ve bu mesleğin kurallarını kabul edenlerden başka
kimseye öğretmeyeceğim. Tedavi reçetelerimi kabiliyetim ve gücüm yettiğince
hiçbir zaman birisine zarar vermek için değil, hastalarımın iyiliği için
kullanacağım. Hiç kimseyi memnun etmek için ölümcül bir ilaç reçete etmeyeceğim
gibi, ölümüne neden olabilecek bir tavsiyede dahi bulunmayacağım. Bir kadına
düşük yaptıracak aletler vermeyeceğim. Hayatımın ve sanatımın saflığını
koruyacağım. Bıçağımı mesanesinde taş olduğu aşikar olanlar için bile
kullanmayacağım, bu işi ehillerine bırakacağım. Gittiğim her eve sadece
hastanın iyiliği için gireceğim, kendimi hastalık yapıcı etkenlerden ve
özellikle de ister hür ister köle olsun kadın ve erkeklerle aşkın hazlarından
uzak tutacağım, sanatımın icrası esnasında ya da günlük hayatımda bana gelen ve
yayılmaması gereken bilgileri sır olarak tutacağım ve hiçbir zaman açmayacağım.
Bu andımı tuttuğum sürece, hayatım ve sanatımın icraası bana mutluluk versin,
tüm insanlar tarafından her zaman saygı göreyim, eğer yeminimden dönersem bunun
zıddı bana az gelsin.
Ek
bilgiler:
Yunan
mitholojisinde Apollon, Zeus’un oğlu, güneş ve tababet ilâhı,
yine tıp ilâhı ve tıbbın piri sayılan Asklipios’un
(Aesculape, Eskülap) babası, Podalyros’un,
Mahaon’un ve Hygeia’nın (Sağlık ilâhesi) ve Panakeia’nın
(Panacée; evrensel ilaçi tedavi,
reçetelerin ilâhesi) dedesi, tabiat ve av ilâhesi Artemis’in erkek kardeşi.
Yakarış
bölümü bütün edebî metinlerde aynıyla bulunur.
Αδελφοῖς ἶσον ἄρρεσι, germanis
fratribus; ἄρρεσι kelimesinin Latinî muadilleri virilibus, strenuis,
generosis kelimeleridir. Burada Melbom,
Yunan halkının ehliyet ve liyakate, devletin ayakta kalabilmesi açısından
verdiği öneme işaret ediyor.
Δίδακτρον kelimesi, öğrenmek anlamına gelen διδάσκειν fiilinden köken alır. Bu kelime hekîmlerle talebeleri
arasında bir rekâbet, misilleme ve bazen de bir intikam alma durumunun
mevcut olduğunu anlatıyor. Hippokratis’in
verdiği tıp eğitim karşılığı para değil hediye kabul ettiğini, hastalarından
ise para almadığını not edelim.
Παραγγελίης τε καί ἀκροήσιος ifadeleri. παραγγελίαι herkese açık genel sağlığa değgin bilgilerdi.
Sözlü veya yazılı olabilirlerdi; ἀκροάσεις
ise sadece tıp eğitimine kabul edilmiş talebelere verilen sözlü – pratik
derslerden oluşur. Bunlar ileride tıp eğitimi de verecek olan şakirdlerdir. Bu
eğitim biçimi Pythagoras okulunda da
böyledir. Bir farkla ki, Pythagoras
mektebinde bu konu Mısır mistik inisiyasyonu zarfıyla takdim edilir. Platon, bu dersleri ve kültürü talim
etmiştir.
Kendisi de Mısır inisiyasyonundan geçen Aristotelis, bayağı kuralları ἐσωτερικά ve sadece talebeler için
(profesyoneller) verilen dersleri ise ἀκροαματικά
biçiminde adlandırır. Bu bölüm Platon
devrinde eklenmiş olmalıdır. Heurn ve Dacier lαρτ λοιπῆς ὰπὰσης μαθήσιος ifadesinden özel hâllerdeki pratik
tatbikatı anlıyorlar; παραγγελίαι
kelimesi küçük cerrahi müdahale anlamındadır.
Οὐδὲ γυναικὶ πεσσὸν φθόριον δώσω cümlesindeki πεσσός kelimesi tipik olarak Hippokratik bir cümledir. Husûsen kadınların hastalıklarına özgü
bir kullanım olarak düşünülmektedir. Bu hastalıklarda kullanılan ilaçların
jenerik ismi πρόστερον veya πρόσθεμα’dır
ki, Latin mütercimler bunu kimi zaman pessus bazen de sunditium
olarak tercüme ederler. Bu çeviri tam olarak πεσσοί kelimesinin
tercümesine denk düşer. Diğerleri ise φάρμακον
(ilaç) veya ilaçsız her türlü tedaviye işaret eder; gerek vajen’in, gerekse de
anus’ün içine tatbik edilecek ilaçlardır bunlar. Hippokratik yazarlar προστιθέναι φάρμακον deyimini vajen’in
içine bir pessaire (peser) konulması olarak kabul ederler. Hippokrat bu işlem için προσθεμένη kelimesini de kullanmıştır. Galien ise (Com. III, in Epid.
I, text.4, p. 270, t. XVII) Hippokratis’in,
prosthemeni kelimesini sadece βάλανος (anal uygulama) ile birlikte
kullandığını müşahade etmiştir. Yani vajinal uygulamaya peser, ano-rectal uygulamaya ise prosthgemeni ismi verilir. πεσσός – pessaire
kelimesi modern tıpta, düşüklüğü, devrikliği önlemek uterus’un desteklemek
için veya vajinal herniyi giderme temelinde vajen’in içine yerleştirilen çok
farklı formlar ve natürlerdeki topik enstrümanlar olarak adlandırılıyor. Eskiler
ise πεσσός kelimesinden kaba yünlü bir kumaşı
anlıyorlardı – tweed veya laine cardée. Bu kumaş parmak
biçimindeydi ve ilaç içeriyordu. Böylece, eskilerin πεσσός’u günümüzün mekanik bir
enstrümanı olan pessaire’den içeriği
itibarıyla ayrılıyordu.
Burada duruyoruz zira çok detay var.
Mesajımız şuydu; daha o zaman tıp güçlü bir disiplindi ve ciddî ilkelere
dayanıyordu. Hippokratis yemini bu
ilkelerin merkezini teşkil eder.
Dr Ali
Hasan Gülcü gibi, Erdal Eren’in
idamının yolunu açtıktan sonra felç olup aylarca yatalak yaşayan ve sonra ölen
beyin cerrahı O.Ç (gerçek adını sadece devlet biliyor) gibi nice
meslekdaşlarımız bu sanattan hiçbir şey anlamamış olan bedbahtlar veya – daha
da kötüsü – bu işi kasıtlı olarak yapanlardır. Tabip odalarını, Tabipler
Birliği’ni ve inaan hakları örgütlerini göreve çağırıyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder