ŞİİR ADAPTE
EDİYORUM, AFFOLA...
Jean Genet
Le condamné à mort
|
Le vent qui roule un cœur
sur le pavé des cours,
Un ange qui sanglote
accroché dans un arbre,
La colonne d'azur qu'entortille le marbre Font ouvrir dans ma nuit des portes de secours. Un pauvre oiseau qui meurt et le goût de la cendre,
Le souvenir d'un œil endormi sur le
mur,
Et ce poing douloureux qui menace
l'azur
Font au creux de ma main
ton visage descendre.
Ce visage plus dur et
plus léger qu'un masque
Est plus lourd à ma main qu'aux doigts du receleur Le joyau qu'il empoche ; il est noyé de pleurs. Il est sombre et féroce, un bouquet vert le casque. Ton visage est sévère : il est d'un pâtre grec.
Il reste frémissant au
creux de mes mains closes.
Ta bouche est d'une morte où tes yeux sont des roses, Et ton nez d'un archange est peut-être le bec. Le gel étincelant d'une pudeur méchante
Qui poudrait tes cheveux
de clairs astres d'acier,
Qui couronnait ton front
d'épines du rosier
Quel haut-mal l'a fondu
si ton visage chante ?
Dis-moi quel malheur fou fait éclater ton œil
D'un désespoir si haut
que la douleur farouche,
Affolée, en personne, orne ta ronde bouche Malgré tes pleurs glacés, d'un sourire de deuil ?
Ne chante pas ce soir les
«Costauds de la Lune».
Gamin d'or sois plutôt princesse
d'une tour -
Rêvant mélancolique à notre pauvre amour ; Ou sois le mousse blond qui veille à la grand'hune. Il descend vers le soir pour chanter sur le pont
Parmi les matelots à
genoux et nu-tête «L'Ave Maris Stella».
Chaque marin tient prête
Sa verge qui bondit dans
sa main de fripon.
Et c'est pour
t'emmancher, beau mousse d'aventure,
Qu'ils bandent sous leur
froc les matelots musclés.
Mon Amour, mon Amour, voleras-tu les clés Qui m'ouvriront le ciel où tremble la mâture D'où tu sèmes, royal, les blancs enchantements,
Qui neigent sur mon page,
en ma prison muette :
L'épouvante, les morts dans les fleurs de violette, La mort avec ses coqs! Ses fantômes d'amants! Sur ses pieds de velours passe un garde qui rôde.
En mes yeux creux le
souvenir de toi.
Il se peut qu'on s'évade en passant par le toit. On dit que la Guyane est une terre chaude.
Repose
Ô la douceur du bagne impossible et lointain ! Ô le ciel de la Belle, ô la nier et les palmes.
Les matins transparents,
les soirs fous, les nuits calmes,
Ô les cheveux tondus et les Peaux-de-Salin.
Rêvons ensemble.
Amour, à quelque dur
amant
Grand comme l'Univers mais le corps taché d'ombres. Il nous bouclera nus dans ces auberges sombres, Entre ses cuisses d'or, sur son ventre fumant, Un mac éblouissant taillé dans un archange Bandant sur les bouquets d'oeillets et de jasmins Que porteront tremblant tes lumineuses mains Sur son auguste flanc que ton baiser dérange.
Tristesse dans ma bouche
!
Amertume gonflant Gonflant mon pauvre cœur ! Mes amours parfumées Adieu vont s'en aller! Adieu couilles aimées! Ô sur ma voix coupée adieu chibre insolent ! Gamin, ne chantez pas, posez votre air d'apache ! Soyez la jeune fille au pur cou radieux, Ou si tu n'as de peur l'enfant mélodieux Mort en moi bien avant que me tranche la hache.
Enfant d'honneur si beau
couronné de lilas !
Penche-toi sur mon lit, laisse ma queue qui monte Frapper ta joue dorée. Ecoute, il te raconte, Ton amant l'assassin sa geste en mille éclats. Il chante qu'il avait ton corps et ton visage. Ton cœur que n'ouvriront jamais les éperons D'un cavalier massif.
Avoir tes genoux ronds !
Ton cou frais, ta main douce, ô môme avoir ton âge ! Voler voler ton ciel éclaboussé de sang Et faire un seul chef-d'œuvre avec les morts cueillies
Çà et là dans les prés,
les haies, morts éblouies
De préparer sa mort, son ciel adolescent...
Les matins solennels, le
rhum, la cigarette...
Les ombres du tabac, du bagne et des marins Visitent ma cellule où me roule et m'étreint Le spectre d'un tueur à la lourde braguette.
Türkçe adaptasyon
Çilekeş kaldırımlar üzerinde
bir kalbi yuvarlayan rüzgâr,
Ağaçta (incir dalında) asılı bir meleğin hıçkırıkları,
Mermerin büktüğü gök mavi
sütun,
Acil çıkış kapıları
açarlar, gecemde.
Ölmekte olan garîb bir
kuş ve külün tadı.
Duvarın üzerinde uyumuş bir gözün hatırası. Ve gök maviyi tehdit eden bu acılı yumruk. Avucumdan indiriyorlar suretini.
Daha hafif ve daha sert
bu suret, bir maskeden.
Alıcının parmaklarına nazaran elimde daha ağır, bu suret. Cebine attığı mücevher; boğuldu gözyaşlarına.
Karanlık ve vahşî, yeşil
bir buket sökmekte onu.
Suretin sert: bir Yunan
çobanı misali.
Kapanmış ellerimin derinliğinde
titriyor.
Ağzın, gözlerinin gül olduğu mekânda bir ölü.
Ve arş meleğininki gibi
burnun, belki de bir gaga.
Fena bir haya kıvamında
kıvılcımlar saçan köpüklü jel.
Çelikten yıldız
parlaklığındaki saçlarını kim pudralıyordu,
Kim alnını gül dikenleriyle taçlandırıyordu?
Hangi büyük bela eritti
bunu,
zira yüzün bu şarkıyı
söylemekte?
Bu akşam ‘Costauds de la
Lune’- söyleme,
kederle zavallı aşkımızı
düşleyen, altın çocuk,
ya kulenin prensesi ol,
ya da gabyadaki sarışın
köpük
Söyle, hangi çılgın
ıztırab,
gözünü, vahşî bir acı
kadar büyük bir umutsuzlukla
evinden çıkaran hangi
dert,
bir matem tebessümüyle
donmuş
gözyaşlarına rağmen
yuvarlak ağzını süslüyor
Her levend,
yankesicivarî elinden
fırlayan sikini hazır tutar
Akşam üzeri,
başları çıplak ve diz
çökmüş güverte tayfalarının arasından,
‘selam deniz yıldızı’
ilahisini söylemek için köprüye iner.
Ve seni almak için, güzel
macera köpüğü,
kaslı tayfalar,
pantolonlarını bağlarlar,
aşkım, aşkım, çalacak
mısın anahtarlarını,
direklerin titrediği
göklerin.
Kralvarî, ahras
zındanımda
sahifemin üzerine kar
gibi yağan, beyaz sihri ektiğin yerden:
dehşet bu,
menekşelerin içinde
ölüler,
dostlarının refakatinde
ölüm!
Aşık hayaletleriyle!
Kadife ayaklarını
üzerinden avare bir muhafız geçer.
Oyuk gözlerimde senin
hatıran medfûn.
Ola ki, damdan geçip
kaçarız.
Derler ki, Guyana sıcak
memleket.
Dinlen ey na-mümkün ve
ırak zındanın letafeti!
Ey Güzel’in göğü, aaah
onu inkâr eyleyen eller, avuçlar.
Şeffaf sabahlar, çılgın
akşamlar, sakin geceler,
ey kırpık saçlar ve ey
tuzlu tenler.
Birlikte hayal edelim.
Evren kadar Büyük
Lakin vücudu gölgelerle
lekeli
Sert bir sevgiliye aşk.
Bizi,
tüten karnının üzerinde,
altın uyluklarının
arasında
çıplak istifleyecek bu
karanlık hanlarda,
Tebessümünün rahatsız
ettiği muhteşem gövdesinin üzerinde
Nurlu ellerinin
taşıyacağı
Yasemen ve karanfil
buketlerinin üstüne bantlanan
Bir arş meleğinin içine
yontulmuş göz kamaştırıcı bir deyyus
Ağzımda hüzün!
Zavallı kalbimi şişiren
acı!
Elveda, gidecek
Rayihalı aşklarım!
Elveda sevgili hayalar!
Ey kısık sesle veda edebildiğim müflis zekerim!
Evlat, şarkı söylemeyin,
apaçi havasını (ayaklarını) bırakın!
Saf parlak gerdanlı kız olun,
Veya
Ahenkli çocuktan
korkmazsan
Balta beni doğramadan
evvel bende öl
Leylaklarla güzelce
taçlanmış Haysiyet çocuğu!
Bırak, altın yanağına
vurmak için yükselen küheylanımı
Sark (eğil) yatağıma.
Dinle, katil aşkın sana
bin şerareyle
Anlatıyor jestini.
Suretinde ve bedeninde
olduğunu şakıyor.
Mahmuzlarının asla
açmayacağı
Bir Som Şövalye’nin,
kalbin.
Yuvarlacık dizlerine
sahip olmak!
taze boynuna, tatlı eline, hatta yaşına!
Senin, kandan fışkıran
göğünde uçmak, uçmak
Ve tek bir şaheser
yaratmak necîb cenazelerle
Çayırlarda, çitlerde,
orada burada göz kamaştıran cenazeler
Hazırlamak için ölümüne,
ergen göğü.
Ağır sabahlar, nezle,
sigara
Tütünün, zındanın ve
levendanın gölgeleri,
Ziyarette
Beni düren ve saran
hücremi,
Ağır kuşaklı bir katilin tayfı
İdam mahkûmu |
levendan kelimesi levend'in
çoğulu o da Yunanî, levendis, Leventis (Λεβέντης) is a Greek word for
describing a handsome man, derived from the Greek name for the Levant. Because nt is pronounced /nd/
in Greek, the name is sometimes spelled Levendis. The etymology of Leventis
is given in the Oxford Dictionary of American Family Names:
From Italian levanti ‘Levantine’, ‘people from the East’, i.e. the eastern Mediterranean, in particular armed sailors or pirates during the Middle Ages. In Italian the word took on a negative connotation and came to mean ‘pirate’ and hence ‘undisciplined youth’, but in Greek the term has positive connotations of fearlessness and gallantry. It is also a reduced form of surnames with Levento- as a prefix, e.g. Leventogiannis ‘John the gallant’.
— Dictionary of American Family Names, Oxford University Press,bir başka köken farsî lavand لوند serbest kişi, işsiz güçsüz, boş gezen, başıbozuk.
From Italian levanti ‘Levantine’, ‘people from the East’, i.e. the eastern Mediterranean, in particular armed sailors or pirates during the Middle Ages. In Italian the word took on a negative connotation and came to mean ‘pirate’ and hence ‘undisciplined youth’, but in Greek the term has positive connotations of fearlessness and gallantry. It is also a reduced form of surnames with Levento- as a prefix, e.g. Leventogiannis ‘John the gallant’.
— Dictionary of American Family Names, Oxford University Press,bir başka köken farsî lavand لوند serbest kişi, işsiz güçsüz, boş gezen, başıbozuk.

Yorumlar
Yorum Gönder